HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 11 ŞUBAT 2026, ÇARŞAMBA

Sandık elbet gelecek

10.02.2026 00:00
Türkiye siyasetinde bazı konuşmalar vardır; sadece bir basın toplantısı olarak kalmaz, aynı zamanda bir dönemin ruh hâlini, toplumsal kırılmayı ve yaklaşan siyasal fırtınayı da ele verir. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Türk Milleti Basın Toplantısı'nda yaptığı açıklamalar tam olarak bu çerçevede okunmalıdır. Bu konuşma, bir muhalefet liderinin klasik eleştirilerinden çok daha öte; sahadan gelen birikimin, toplumsal gözlemin ve derin bir siyasal itirazın ifadesidir.
Özdağ'ın konuşmasının en dikkat çekici yönü, masa başında hazırlanmış bir metin olmaktan ziyade, birebir halkın arasından süzülüp gelen bir fotoğraf sunmasıdır. İstanbul'un 19 ilçesinde yapılan ziyaretler, semt pazarları, esnaf dükkânları ve alışveriş merkezleri; aslında Türkiye'nin son on yılının özeti gibidir. Boş pazar çantaları, etiket okuyarak alışveriş yapan anneler, üç beş parça sebze için hesap yapan emekliler… Bu tablo artık münferit bir ekonomik kriz görüntüsü değildir. Sistematik, süreklilik kazanmış ve kronikleşmiş bir yoksullaşmanın ifadesidir.
Burada önemli olan sadece rakamlar değildir. 20 bin liralık emekli maaşının yetersizliği teknik bir veri olarak dile getirilebilir. Ancak Özdağ'ın altını çizdiği asıl mesele, bu maaşın bir "sefalet ücreti" hâline gelmiş olmasıdır. Yani mesele yalnızca geçinememek değil, onurun, emeğin ve hayatın değersizleştirilmesidir. Orta direğin sessizce erimesi, toplumun omurgasının çökmesi anlamına gelir. Bu omurga çöktüğünde ne güvenlik kalır, ne siyasal istikrar, ne de toplumsal barış.
Özdağ'ın konuşmasının bir diğer kritik eşiği ise Öcalan tartışması üzerinden şekillenen toplumsal kopuştur. Türkiye'de uzun yıllardır milliyetçi söylemle siyaset yapan bazı aktörlerin, bugün terör örgütü elebaşını meşrulaştıran bir dil kullanması, sıradan bir politik manevra değildir. Bu, toplumsal hafızaya ve kolektif vicdana açık bir meydan okumadır. Çanakkale'den Kurtuluş Savaşı'na uzanan tarihsel mücadele hafızası olan bir toplumda, bu tür söylemler doğal olarak derin bir kırılma yaratır.
Bu noktada Özdağ'ın vurguladığı "geri sayım" ifadesi önemlidir. Bu bir tehdit değil, bir tespittir. Siyaset, toplumdan koptuğu anda meşruiyetini kaybetmeye başlar. Halkın arasına çıkamayan, pazara gidemeyen, esnafla göz göze gelmekten kaçan bir iktidarın sandıkta ayakta kalması mümkün değildir. Sokakla bağı kopmuş bir iktidar, sandıkta mutlaka hesap verir.
Gabar petrolü üzerinden yapılan tartışma ise iktidarın siyasal dilinin ne kadar aşındığını gösteren çarpıcı bir örnektir. Her seçim öncesi tekrarlanan büyük gelir vaatleri, artık toplum nezdinde karşılık bulmamaktadır. Özdağ'ın "önce siz emekliler gibi yaşayın" çağrısı, popülist bir çıkıştan ziyade ahlaki bir meydan okumadır. Çünkü siyaset, inandırıcılığını kaybettiğinde rakamların hiçbir anlamı kalmaz.
Terörle mücadele ve Suriye politikası ise konuşmanın belki de en ağır ve stratejik boyutudur. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sahadaki başarısı ile siyasi iradenin kararsızlığı arasındaki çelişki, sadece bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda bir devlet aklı sorunudur. Fırat'ın doğusunda fiilen oluşan yapı, terörün askeri olarak değil, siyasi olarak tahkim edildiğini göstermektedir. Şam-PKK anlaşmasıyla bu yapının kurumsallaşması ise gelecekte çok daha büyük bedellerin ödeneceğine işaret etmektedir.
Öcalan üzerinden yürütülen komisyon tartışması da bu bağlamdan bağımsız değildir. Toplumun vicdanına rağmen atılan her adım, siyasal meşruiyeti biraz daha zedeler. Özdağ'ın bu komisyona yönelik sert uyarıları, sadece bugünü değil, yarının Türkiye'sini ilgilendiren bir kırmızı çizgiyi ifade etmektedir.
bu basın toplantısı, alışıldık muhalefet refleksleriyle yapılmış, günü kurtarmaya dönük bir çıkış değildir. Bu toplantı; ekonomik çöküşün sıradanlaştığı, yoksulluğun kalıcı hâle geldiği, siyasal temsilin halktan koptuğu ve güvenlik politikalarının ciddi zaaflar ürettiği bir dönemin fotoğrafını çekmektedir. Dile getirilen her başlık, birbirinden kopuk sorunlar değil; aynı kaynaktan beslenen, aynı yönetim anlayışının ürünü olan yapısal bir krizin parçalarıdır.
Zafer Partisi'nin ortaya koyduğu duruş ise bu krizin karşısında konumlanmış net bir siyasal hattı işaret etmektedir. Terörle müzakereyi değil, devletin meşru gücünü ve millet iradesini esas alan; günübirlik pazarlıklar yerine uzun vadeli devlet aklını savunan bir yaklaşım söz konusudur. Üniter, laik ve milli devlet vurgusu, bir slogan olmanın ötesinde; parçalanmaya açık bir coğrafyada ayakta kalmanın, toplumsal bütünlüğü korumanın ve geleceği güvence altına almanın temel şartı olarak ortaya konulmaktadır.
Bu konuşma aynı zamanda siyasetin diline ve ahlakına dair güçlü bir itirazdır. Halkın yaşadığı yoksulluğu görmezden gelen, pazarlara inemeyen, sokağın gerçeklerinden kopmuş bir iktidar anlayışının sürdürülemez olduğu açıkça ifade edilmektedir. Toplumun büyük bir kısmı artık anlatılan masallara değil, yaşadığı hayata bakarak karar vermektedir. Bu da siyasetçilerin söylemleriyle gerçeklik arasındaki mesafenin hızla kapandığını göstermektedir.
Türkiye'de artık yalnızca "kim iktidar olacak" sorusu değil, "nasıl bir siyaset yapılacak" sorusu da yüksek sesle sorulmaktadır. Güç merkezli, kapalı kapılar ardında yürütülen, toplumu edilgen bir kitle olarak gören siyaset anlayışı çözülmektedir. Yerine; sahada olan, halkın nabzını tutan, acıyı da öfkeyi de umudu da doğrudan gözlemleyen bir siyasal tarzın talep edildiği görülmektedir.
Sandık elbet gelecek. Ancak o sandık sadece bir iktidar değişiminin değil, aynı zamanda bir hesaplaşmanın, bir hafıza yoklamasının ve bir tercih beyanının adresi olacaktır. O gün geldiğinde, kimlerin bu millete kulak verdiği, kimlerin sırtını döndüğü; kimlerin sorunları çözmeye talip olduğu, kimlerin sorunları derinleştirdiği çok daha net biçimde ortaya çıkacaktır. Halk, yalnızca oy vermeye değil; aynı zamanda gördüğünü, yaşadığını ve unutmadığını göstermeye hazırlanıyor.
 
Enbiya Bakır / 'ZAFER' e Doğru / diğer yazıları
•Sandık elbet gelecek 10 00:00:00.02.2026
•20 Bin Lira ile Emeklilik Geçinmek Değil, Hayatta Kalmak 03 00:00:00.02.2026
•Geçinemeyen Bir Halkın Gerçeği 28 00:00:00.01.2026
•Billboard belediyeciliği ile Bursa Gülümsemiyor 20 00:00:00.01.2026
•Bu Kentte Spor Sadece Seçim Dönemlerinde mi Hatırlanıyor 15 00:00:00.01.2026
•10 Ocak ve 3. Göz Medya 11 00:00:00.01.2026
•Yer sattın, üstüne “babalar gibi” havası attın Şeffaflık istiyorsan, yarın değil bugün açıklayacaksın 07 00:00:00.01.2026
•2025 Türk Tarımı İçin Üretmenin Değil, Dayanmanın Yılı 02 00:00:00.01.2026
•GENÇLİĞE SIRTINI DÖNEN BİR KENTİN HESABI 24 00:00:00.12.2025
•MİRASYEDİ ZİHNİYETİNİN GÖLGESİNDE KAYBOLAN BİR İLÇE 17 00:00:00.12.2025
•ORHANGAZİ’DE BİTMEYEN DENKLEM 10 00:00:00.12.2025
•GÜNCEL MESELELER IŞIĞINDA TÜRKİYE VE PAPA ZİYARETİ 03 00:00:00.12.2025
•ÇOCUKLUĞUN KIRIK DEFTERİ 27 00:00:00.11.2025
•Yerel Yönetimler ve Yönetim Kalitesinde Derin Açık 19 00:00:00.11.2025
•10 Kasım Bir Milletin Hafızasında Ölümsüzleşen Lider 10 00:00:00.11.2025
•TARIMDA AZALAN GENÇ NÜFUS: TOPRAĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE 05 00:00:00.11.2025
•Atatürk’ün Gençliğe Emanet Ettiği Sonsuz Işık 29 00:00:00.10.2025
•Kinin, İhmalin ve Sessizliğin Hikâyesinde Orhangazi 22 00:00:00.10.2025
•ORHANGAZİ’DE UMUT ARAYAN BİR NESİL 14 00:00:00.10.2025
•Yöneten Yok, Sorumlu Yok: Orhangazi Sahipsiz!.. 07 00:00:00.10.2025
•HANGİ TARIM POLİTKALARI? 02 00:00:00.10.2025
•ORHANGAZİ’NİN GELECEĞİ İPOTEK ALTINDA 25 00:00:00.09.2025
•Orhangazi’nin Kurtuluşunda Tarih, Vefa ve Eksiklikler 17 00:00:00.09.2025
•Refik Atay ve Derviş Tarakçıoğlu 10 00:00:00.09.2025
•Gençlik Umudun ve Çıkmazların Kesişiminde 03 00:00:00.09.2025
•Bir Milletin Varoluş Destanı 30 Ağustos 29 00:00:00.08.2025
•Depreme Hazırlıksız Orhangazi 20 00:00:00.08.2025
•Yeniköy Sahası Çürürken Kim Seyirci, Kim Sorumlu? 12 00:00:00.08.2025
•Bursa Mitinginde Milli Duruşun Fotoğrafı 05 00:00:00.08.2025
•Orman Yangınları ve Sınıfta Kalan Orman Bakanı 29 00:00:00.07.2025
•Bekir Aydın! Hani sporcunun dostu idin? 24 00:00:00.07.2025
•GENÇLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: ORHANGAZİ’DE SOSYAL YAŞAM NEREDE? 15 00:00:00.07.2025
•Kerbela ve Hz. Hüseyin’den Öğrendiğim İlk Hakikat 05 00:00:00.07.2025
•GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE UNUTULAN BİR TARİH ILIPINAR HÖYÜĞÜ 02 00:00:00.07.2025
•Yaşamın Kökü mü, Kârın Dibi mi? 25 00:00:00.06.2025
•Yönetilemeyen İlçe Orhangazi 18 00:00:00.06.2025
•Çocukların Gözlerinde Saklı Bir Milletin Hikayesi 11 00:00:00.06.2025
•Bir Otelin Sessiz İhaneti 29 00:00:00.05.2025
•Bir Milletin Dirilişi ve Gençliğe Emanet Edilen Bir Cumhuriyet 18 00:00:00.05.2025
•Ekümeniklik İddiası ve Lozan Antlaşması 13 00:00:00.05.2025
•Bu Bir Gözdağı mı, Yoksa Sessiz Bir Keşif mi? 05 00:00:00.05.2025
•Milli Egemenlik, Göç Politikaları ve Tehdit Altındaki Türkiye 22 00:00:00.04.2025
•Şehitlerimizi Unutmak İhanettir, Anmak ise Vefa Borcudur! 16 00:00:00.04.2025
•Prof. Dr. Haydar Baş’ı Vefatının 5. Yılında Rahmetle Anıyoruz 14 00:00:00.04.2025
•Adaletin Peşinde: Tarihten Günümüze Adalet Mücadelesi 09 00:00:00.04.2025
•Orhangazi'nin Lojistik ve Depolama Potansiyeli: Değerlendirilmeyi Bekleyen Bir Fırsat 26 00:00:00.03.2025
•Çanakkale’de Kanla Yazılan Destan ve Orhangazi’nin Kahraman Evlatları 16 00:00:00.03.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.