HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 28 OCAK 2026, ÇARŞAMBA

Geçinemeyen Bir Halkın Gerçeği

28.01.2026 00:00
Türkiye'de ekonomi artık soyut kavramlarla anlatılabilecek bir başlık olmaktan çıktı. Bu ülkede ekonomi, sabah pazara giden emeklinin filesinde eksilen sebzedir, akşam evine ekmek götürmekte zorlanan babanın sessizliğidir, üniversite mezunu gencin kahve masasında geçen yıllarıdır. Yaşananlar bir algı meselesi değil, her gün tekrar eden somut bir hayat pratiğidir.
Bugün milyonlarca insan maaş gününü beklemek için değil, borç ödeyebilmek için yaşıyor. Ayın başında yatan para, ayın ortasını görmeden eriyor. Kira ödemeleri artık maaşların yarısını, hatta bazı şehirlerde tamamını yutuyor. Elektrik, su ve doğalgaz faturaları, bir zamanlar yan gider olarak görülen kalemler olmaktan çıktı; hane bütçesinin belirleyici unsuru haline geldi. Kış aylarında insanlar kombiyi kısmayı değil, tamamen kapatmayı düşünüyor. Yazın kliması olan evlerde bile serinlik lüks sayılıyor.
Emekliler için hayat daha da ağır. Sabahın erken saatlerinde kurulan semt pazarlarında en kalabalık kuyruklar, tezgâhların değil, yere serilen ucuz ürünlerin başında oluşuyor. Emekli, domatesi kilo ile değil, adetle soruyor. Bir kilo almak yerine iki tane alıp filesine koyuyor. Et reyonlarının önünden geçerken fiyat sormaktan vazgeçmiş, balık tezgâhına sadece bakıp yürüyen binlerce insan var. Torununa harçlık veremeyen, bayramda yeni kıyafet alamayan emekliler için emeklilik, dinlenme dönemi değil, yoksulluğun resmî belgesi haline gelmiş durumda.
Bugün birçok emekli, geçinebilmek için yeniden çalışıyor. Güvenlik görevlisi, apartman kapıcısı, pazar tezgâhında yardımcı, kahvehanelerde çaycı… Yaş ilerlemiş, sağlık sorunları artmış ama mecburiyet her şeyin önüne geçmiş. Emekli maaşı yetmediği için çalışan bu insanlar, aslında sistemin iflasının canlı kanıtı.
İşsizlik ise yalnızca işsiz kalanların değil, çalışanların da hayatını karartıyor. Bir işte çalışıyor olmak artık güvence anlamına gelmiyor. İnsanlar her sabah işine giderken, akşam aynı işten çıkıp çıkamayacağını bilmiyor. Patronlar düşük ücret dayatmasını işsizlik tehdidiyle meşrulaştırıyor. İşini kaybeden, yerine hemen başka birini bulmanın mümkün olduğu bir düzende, emek değersizleşiyor.
Üniversite mezunu gençler yıllarca okuduktan sonra asgari ücretli işlere razı oluyor ya da hiç iş bulamıyor. Diploması çekmecede, umudu sosyal medya ilanlarında tükeniyor. Gençler evlenemiyor, ev kuramıyor, gelecek planı yapamıyor. Çoğu, ailesinin yanında yaşamak zorunda kalıyor. Kendi ayakları üzerinde duramayan bir gençlik, ülkenin geleceğini de ayakta tutamıyor.
Asgari ücretle yaşayanlar için hayat, sürekli hesap yapmak demek. Market alışverişinde fiyat etiketleri ezberleniyor, en ucuz marka bulunmaya çalışılıyor. Peynir gramla alınıyor, yağ ve bakliyat kampanya kollanarak sepete giriyor. Kredi kartı limiti dolmadan ayı tamamlamak büyük başarı sayılıyor. Bir çocuğun servis ücreti, bir ailenin tüm dengelerini altüst edebiliyor. Okul masrafları, kırtasiye giderleri, beslenme çantası bile aileler için ciddi bir yük haline gelmiş durumda.
Çalışan yoksulluk artık istisna değil, yaygın bir gerçek. İnsanlar çalışıyor ama yoksulluktan kurtulamıyor. Bir zamanlar orta sınıf olarak tanımlanan kesim hızla eriyor. Evini, arabasını satmak zorunda kalanlar, kredi borcunu çeviremeyenler, icra dosyalarıyla boğuşanlar her geçen gün artıyor. Borç, neredeyse herkesin ortak dili haline gelmiş durumda.
Ekonomik çöküş sadece cüzdanları değil, toplumsal ruh halini de çökertiyor. İnsanlar daha gergin, daha sabırsız, daha umutsuz. Dayanışma azalıyor, bireysel kurtuluş arayışı artıyor. Bir ülkede insanlar geleceği konuşmak yerine ay sonunu konuşuyorsa, orada büyük bir sorun vardır.
Bugün yaşanan tablo ne geçicidir ne de tesadüf. Bu tablo, yıllardır yapılan yanlışların, üretimden kopmanın, emeği değersizleştirmenin sonucudur. Emekli insanca yaşayamadığı, genç iş bulamadığı, çalışan aldığı maaşla geçinemediği sürece bu düzen sürdürülemez.
Türkiye'de ekonomi düzeliyor demek için önce mutfağın düzelmesi gerekir. Pazarda, markette, kirada, faturada rahatlama olmadan hiçbir rakam inandırıcı değildir. İnsanlar yeniden nefes alamadıkça, bu ülkede ne huzur olur ne de gerçek bir istikrar. Çünkü geçinemeyen bir ülke, sadece yoksul değil, aynı zamanda geleceksizdir.
 
Enbiya Bakır / 'ZAFER' e Doğru / diğer yazıları
•Geçinemeyen Bir Halkın Gerçeği 28 00:00:00.01.2026
•Billboard belediyeciliği ile Bursa Gülümsemiyor 20 00:00:00.01.2026
•Bu Kentte Spor Sadece Seçim Dönemlerinde mi Hatırlanıyor 15 00:00:00.01.2026
•10 Ocak ve 3. Göz Medya 11 00:00:00.01.2026
•Yer sattın, üstüne “babalar gibi” havası attın Şeffaflık istiyorsan, yarın değil bugün açıklayacaksın 07 00:00:00.01.2026
•2025 Türk Tarımı İçin Üretmenin Değil, Dayanmanın Yılı 02 00:00:00.01.2026
•GENÇLİĞE SIRTINI DÖNEN BİR KENTİN HESABI 24 00:00:00.12.2025
•MİRASYEDİ ZİHNİYETİNİN GÖLGESİNDE KAYBOLAN BİR İLÇE 17 00:00:00.12.2025
•ORHANGAZİ’DE BİTMEYEN DENKLEM 10 00:00:00.12.2025
•GÜNCEL MESELELER IŞIĞINDA TÜRKİYE VE PAPA ZİYARETİ 03 00:00:00.12.2025
•ÇOCUKLUĞUN KIRIK DEFTERİ 27 00:00:00.11.2025
•Yerel Yönetimler ve Yönetim Kalitesinde Derin Açık 19 00:00:00.11.2025
•10 Kasım Bir Milletin Hafızasında Ölümsüzleşen Lider 10 00:00:00.11.2025
•TARIMDA AZALAN GENÇ NÜFUS: TOPRAĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE 05 00:00:00.11.2025
•Atatürk’ün Gençliğe Emanet Ettiği Sonsuz Işık 29 00:00:00.10.2025
•Kinin, İhmalin ve Sessizliğin Hikâyesinde Orhangazi 22 00:00:00.10.2025
•ORHANGAZİ’DE UMUT ARAYAN BİR NESİL 14 00:00:00.10.2025
•Yöneten Yok, Sorumlu Yok: Orhangazi Sahipsiz!.. 07 00:00:00.10.2025
•HANGİ TARIM POLİTKALARI? 02 00:00:00.10.2025
•ORHANGAZİ’NİN GELECEĞİ İPOTEK ALTINDA 25 00:00:00.09.2025
•Orhangazi’nin Kurtuluşunda Tarih, Vefa ve Eksiklikler 17 00:00:00.09.2025
•Refik Atay ve Derviş Tarakçıoğlu 10 00:00:00.09.2025
•Gençlik Umudun ve Çıkmazların Kesişiminde 03 00:00:00.09.2025
•Bir Milletin Varoluş Destanı 30 Ağustos 29 00:00:00.08.2025
•Depreme Hazırlıksız Orhangazi 20 00:00:00.08.2025
•Yeniköy Sahası Çürürken Kim Seyirci, Kim Sorumlu? 12 00:00:00.08.2025
•Bursa Mitinginde Milli Duruşun Fotoğrafı 05 00:00:00.08.2025
•Orman Yangınları ve Sınıfta Kalan Orman Bakanı 29 00:00:00.07.2025
•Bekir Aydın! Hani sporcunun dostu idin? 24 00:00:00.07.2025
•GENÇLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: ORHANGAZİ’DE SOSYAL YAŞAM NEREDE? 15 00:00:00.07.2025
•Kerbela ve Hz. Hüseyin’den Öğrendiğim İlk Hakikat 05 00:00:00.07.2025
•GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE UNUTULAN BİR TARİH ILIPINAR HÖYÜĞÜ 02 00:00:00.07.2025
•Yaşamın Kökü mü, Kârın Dibi mi? 25 00:00:00.06.2025
•Yönetilemeyen İlçe Orhangazi 18 00:00:00.06.2025
•Çocukların Gözlerinde Saklı Bir Milletin Hikayesi 11 00:00:00.06.2025
•Bir Otelin Sessiz İhaneti 29 00:00:00.05.2025
•Bir Milletin Dirilişi ve Gençliğe Emanet Edilen Bir Cumhuriyet 18 00:00:00.05.2025
•Ekümeniklik İddiası ve Lozan Antlaşması 13 00:00:00.05.2025
•Bu Bir Gözdağı mı, Yoksa Sessiz Bir Keşif mi? 05 00:00:00.05.2025
•Milli Egemenlik, Göç Politikaları ve Tehdit Altındaki Türkiye 22 00:00:00.04.2025
•Şehitlerimizi Unutmak İhanettir, Anmak ise Vefa Borcudur! 16 00:00:00.04.2025
•Prof. Dr. Haydar Baş’ı Vefatının 5. Yılında Rahmetle Anıyoruz 14 00:00:00.04.2025
•Adaletin Peşinde: Tarihten Günümüze Adalet Mücadelesi 09 00:00:00.04.2025
•Orhangazi'nin Lojistik ve Depolama Potansiyeli: Değerlendirilmeyi Bekleyen Bir Fırsat 26 00:00:00.03.2025
•Çanakkale’de Kanla Yazılan Destan ve Orhangazi’nin Kahraman Evlatları 16 00:00:00.03.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.