HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 04 ŞUBAT 2026, ÇARŞAMBA

20 Bin Lira ile Emeklilik Geçinmek Değil, Hayatta Kalmak

03.02.2026 00:00
Türkiye'de bugün emekli olmak, yılların emeğinin karşılığını almak anlamına gelmiyor. Emeklilik artık dinlenmenin, insanca yaşamanın, gelecek kaygısından uzak bir hayatın adı değil. Emeklilik, ay sonunu getirme hesabının hiç bitmediği, her yeni günün yeni bir masraf kalemiyle başladığı, sürekli kısmaya ve vazgeçmeye zorlanan bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda. 20 bin lira emekli maaşı da bu gerçeği örtmeye yetmiyor.
Kâğıt üzerinde bakıldığında 20 bin lira, geçmiş yıllarla kıyaslandığında yüksek bir rakam gibi görünebilir. Ancak ekonomide rakamlar tek başına anlam ifade etmez. Asıl belirleyici olan, o paranın pazarda, markette, eczanede, kira kontratında neye karşılık geldiğidir. Bugün emekli maaşları artıyor gibi görünse de, emeklinin alım gücü aynı oranda hatta daha hızlı biçimde düşüyor. Maaş artışları, fiyat artışlarının gerisinde kaldığı sürece bu tablo değişmiyor.
Bir emeklinin aylık giderlerine bakıldığında gerçek çok net biçimde ortaya çıkıyor. Kirada yaşayan bir emekli için en büyük yük kira. Büyükşehirlerde ortalama bir evin kirası, emekli maaşının yarısını hatta çoğu zaman daha fazlasını götürüyor. Kira ödendikten sonra elde kalan para, gıda, fatura, ulaşım ve sağlık giderleri arasında paylaştırılıyor. Bu noktada artık "tasarruf" değil, "hangi ihtiyaçtan vazgeçileceği" konuşuluyor.
Gıda harcamaları emekli bütçesinin bir diğer ağır yükü. Et, süt, peynir, yumurta gibi temel besinler, emekli mutfağında giderek daha seyrek yer buluyor. Emekliler pazara fileyle değil, hesap makinesiyle gidiyor. Bir ürünü almak değil, alamamak sıradanlaşmış durumda. Sofralar küçülüyor, beslenme kalitesi düşüyor, bu da beraberinde sağlık sorunlarını getiriyor.
Sağlık harcamaları ise emekliler için en kırılgan alanlardan biri. Yaş ilerledikçe sağlık giderleri artıyor. İlaç katkı payları, muayene ücretleri, tetkikler ve özel hastane farkları emekli maaşını zorlayan kalemler arasında yer alıyor. Birçok emekli, sağlıkla geçim arasında tercih yapmak zorunda kalıyor. İlacı ertelemek, kontrole gitmemek ya da tedaviyi yarım bırakmak gibi kararlar, bugün emekliler için olağan hale gelmiş durumda.
Ulaşım, iletişim, su, elektrik ve doğalgaz gibi temel giderler de emekli bütçesini sıkıştıran unsurlar arasında. Kış aylarında doğalgaz faturası, yaz aylarında elektrik faturası maaşın önemli bir bölümünü alıp götürüyor. Emekli için artık evde ısınmak, serinlemek ya da aydınlanmak bile hesap konusu.
Bu tablo, emeklilerin önemli bir kısmını yeniden çalışmaya zorluyor. Emekli olduğu halde çalışmaya devam eden, iş arayan ya da ek gelir peşine düşen milyonlarca insan var. Emeklilik hakkını kazanmış bir yurttaşın yeniden çalışmak zorunda kalması, bu sistemin sağlıklı işlemediğinin açık göstergesidir. Emekli çalışıyorsa bu bir tercih değil, ekonomik zorunluluktur.
Asıl sorun, emekli maaşlarının belirlenme biçiminde yatıyor. Artışlar çoğu zaman resmi enflasyon oranlarına dayandırılıyor. Ancak emeklinin harcama sepeti ile açıklanan enflasyon rakamları örtüşmüyor. Emekli en çok gıda, kira ve sağlık harcaması yapıyor. Bu kalemlerdeki artış, ortalama enflasyonun çok üzerinde seyrediyor. Dolayısıyla maaşlara yapılan zam, emeklinin gerçek hayatına yansımıyor.
Geçmişle kıyaslandığında tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Yıllar önce çok daha düşük maaşlarla daha rahat geçinilebiliyordu. Çünkü kira daha düşüktü, gıda daha ulaşılabilirdi, sağlık harcamaları bu kadar yük değildi. Bugün 20 bin lira, geçmişin çok daha düşük maaşlarının sağladığı yaşam standardını sunamıyor. Bu da emeklinin her geçen gün biraz daha yoksullaştığını gösteriyor.
Ya dünya ile kıyaslandığında?
Dünyada emeklilerin durumu, tek başına maaş rakamlarıyla değil, bu maaşların yaşam maliyetleri karşısındaki gerçek gücüyle değerlendiriliyor. Gelişmiş ülkelerin büyük bölümünde emeklilik sistemi, çalışırken elde edilen gelirin belirli bir oranını emeklilik döneminde korumayı hedefliyor. Ortalama olarak emekli maaşları, çalışan dönemdeki gelirin yaklaşık yarısı ile üçte ikisi arasında bir seviyede tutuluyor. Ama bu oran, ülkelerin sosyal devlet anlayışına, konut politikalarına ve sağlık sistemlerinin niteliğine göre ciddi farklılıklar gösteriyor. Bu nedenle aynı maaş düzeyi, bir ülkede rahat bir yaşam sağlarken başka bir ülkede yalnızca temel ihtiyaçları karşılamaya yetebiliyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nde ortalama emekli aylıkları dolar bazında yüksek görünse de, emekliler için en büyük sorun sağlık ve barınma maliyetleri. Kira ve sağlık sigortası giderleri, maaşın önemli bir kısmını tüketiyor. Birleşik Krallık'ta devlet emekli maaşı daha çok "asgari bir güvence" olarak görülüyor; emeklilerin büyük bölümü yaşam standartlarını koruyabilmek için işyeri emeklilikleri ya da bireysel birikimlerle gelirlerini tamamlamak zorunda kalıyor. Kanada'da ise emekli maaşları, kişinin çalışma süresi ve prim düzeyine göre ciddi biçimde değişiyor; uzun yıllar düzenli prim ödeyenlerle düşük gelirli çalışanlar arasında emeklilikte büyük farklar oluşuyor.
Almanya ve Japonya gibi ülkelerde emeklilik tartışmaları yalnızca maaş miktarı üzerinden yürümüyor. Bu ülkelerde asıl gündem, yaşlanan nüfus karşısında sistemin sürdürülebilirliği ve emeklilerin toplumsal hayattan kopmaması. Almanya'da emeklilik sonrası çalışmayı teşvik eden düzenlemeler konuşulurken, Japonya'da yaşlı yoksulluğu ve yalnız yaşayan emeklilerin durumu öne çıkıyor. Ortak nokta ise şu: Dünyanın pek çok ülkesinde emeklilik, tek başına maaşa dayanan bir güvence olmaktan çıkmış durumda. Konut, sağlık ve sosyal destek politikalarıyla desteklenmeyen emekli maaşları, yüksek rakamlara ulaşsa bile emekliye gerçek anlamda bir refah sunmaya yetmiyor.
Bu mesele yalnızca ekonomik bir başlık değildir. Bu, sosyal devlet anlayışının, gelir adaletinin ve toplumsal vicdanın doğrudan konusudur. Emekli, yıllarca çalışmış, üretmiş, prim ödemiş, bu ülkenin yükünü taşımış insandır. Emeklilik döneminde insanca yaşamak bir lütuf değil, haktır. Geçinemeyen emekli, sadece bireysel bir sorun değildir; bu, toplumun tamamını ilgilendiren bir alarmdır.
Türkiye'de 20 bin lira emekli maaşıyla yaşamak mümkündür denilebilir. Ama bu yaşam, sürekli kısarak, vazgeçerek, erteleyerek ve çoğu zaman susarak mümkündür. Bu bir yaşam standardı değil, ayakta kalma çabasıdır. Emeklilik, hayatın en güvencesiz dönemine dönüşmüşse, burada durup düşünmek gerekir. Çünkü bir ülkenin refahı, en çok da emeklilerinin nasıl yaşadığıyla ölçülür. Ve bugün bu ölçü, ne yazık ki iyi bir tablo ortaya koymuyor.
 
Enbiya Bakır / 'ZAFER' e Doğru / diğer yazıları
•20 Bin Lira ile Emeklilik Geçinmek Değil, Hayatta Kalmak 03 00:00:00.02.2026
•Geçinemeyen Bir Halkın Gerçeği 28 00:00:00.01.2026
•Billboard belediyeciliği ile Bursa Gülümsemiyor 20 00:00:00.01.2026
•Bu Kentte Spor Sadece Seçim Dönemlerinde mi Hatırlanıyor 15 00:00:00.01.2026
•10 Ocak ve 3. Göz Medya 11 00:00:00.01.2026
•Yer sattın, üstüne “babalar gibi” havası attın Şeffaflık istiyorsan, yarın değil bugün açıklayacaksın 07 00:00:00.01.2026
•2025 Türk Tarımı İçin Üretmenin Değil, Dayanmanın Yılı 02 00:00:00.01.2026
•GENÇLİĞE SIRTINI DÖNEN BİR KENTİN HESABI 24 00:00:00.12.2025
•MİRASYEDİ ZİHNİYETİNİN GÖLGESİNDE KAYBOLAN BİR İLÇE 17 00:00:00.12.2025
•ORHANGAZİ’DE BİTMEYEN DENKLEM 10 00:00:00.12.2025
•GÜNCEL MESELELER IŞIĞINDA TÜRKİYE VE PAPA ZİYARETİ 03 00:00:00.12.2025
•ÇOCUKLUĞUN KIRIK DEFTERİ 27 00:00:00.11.2025
•Yerel Yönetimler ve Yönetim Kalitesinde Derin Açık 19 00:00:00.11.2025
•10 Kasım Bir Milletin Hafızasında Ölümsüzleşen Lider 10 00:00:00.11.2025
•TARIMDA AZALAN GENÇ NÜFUS: TOPRAĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE 05 00:00:00.11.2025
•Atatürk’ün Gençliğe Emanet Ettiği Sonsuz Işık 29 00:00:00.10.2025
•Kinin, İhmalin ve Sessizliğin Hikâyesinde Orhangazi 22 00:00:00.10.2025
•ORHANGAZİ’DE UMUT ARAYAN BİR NESİL 14 00:00:00.10.2025
•Yöneten Yok, Sorumlu Yok: Orhangazi Sahipsiz!.. 07 00:00:00.10.2025
•HANGİ TARIM POLİTKALARI? 02 00:00:00.10.2025
•ORHANGAZİ’NİN GELECEĞİ İPOTEK ALTINDA 25 00:00:00.09.2025
•Orhangazi’nin Kurtuluşunda Tarih, Vefa ve Eksiklikler 17 00:00:00.09.2025
•Refik Atay ve Derviş Tarakçıoğlu 10 00:00:00.09.2025
•Gençlik Umudun ve Çıkmazların Kesişiminde 03 00:00:00.09.2025
•Bir Milletin Varoluş Destanı 30 Ağustos 29 00:00:00.08.2025
•Depreme Hazırlıksız Orhangazi 20 00:00:00.08.2025
•Yeniköy Sahası Çürürken Kim Seyirci, Kim Sorumlu? 12 00:00:00.08.2025
•Bursa Mitinginde Milli Duruşun Fotoğrafı 05 00:00:00.08.2025
•Orman Yangınları ve Sınıfta Kalan Orman Bakanı 29 00:00:00.07.2025
•Bekir Aydın! Hani sporcunun dostu idin? 24 00:00:00.07.2025
•GENÇLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: ORHANGAZİ’DE SOSYAL YAŞAM NEREDE? 15 00:00:00.07.2025
•Kerbela ve Hz. Hüseyin’den Öğrendiğim İlk Hakikat 05 00:00:00.07.2025
•GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE UNUTULAN BİR TARİH ILIPINAR HÖYÜĞÜ 02 00:00:00.07.2025
•Yaşamın Kökü mü, Kârın Dibi mi? 25 00:00:00.06.2025
•Yönetilemeyen İlçe Orhangazi 18 00:00:00.06.2025
•Çocukların Gözlerinde Saklı Bir Milletin Hikayesi 11 00:00:00.06.2025
•Bir Otelin Sessiz İhaneti 29 00:00:00.05.2025
•Bir Milletin Dirilişi ve Gençliğe Emanet Edilen Bir Cumhuriyet 18 00:00:00.05.2025
•Ekümeniklik İddiası ve Lozan Antlaşması 13 00:00:00.05.2025
•Bu Bir Gözdağı mı, Yoksa Sessiz Bir Keşif mi? 05 00:00:00.05.2025
•Milli Egemenlik, Göç Politikaları ve Tehdit Altındaki Türkiye 22 00:00:00.04.2025
•Şehitlerimizi Unutmak İhanettir, Anmak ise Vefa Borcudur! 16 00:00:00.04.2025
•Prof. Dr. Haydar Baş’ı Vefatının 5. Yılında Rahmetle Anıyoruz 14 00:00:00.04.2025
•Adaletin Peşinde: Tarihten Günümüze Adalet Mücadelesi 09 00:00:00.04.2025
•Orhangazi'nin Lojistik ve Depolama Potansiyeli: Değerlendirilmeyi Bekleyen Bir Fırsat 26 00:00:00.03.2025
•Çanakkale’de Kanla Yazılan Destan ve Orhangazi’nin Kahraman Evlatları 16 00:00:00.03.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.