Bursa’nın Yükü, Orhangazi’nin Yıkımı: Plan Yok, Vizyon Yok
15.01.2026 02:51
Kentlerin kaderi, yalnızca Ankara'da alınan kararlarla değil; yerelde sergilenen yönetim anlayışıyla da belirleniyor. Türkiye'nin 2025 itibarıyla içine sürüklendiği ekonomik daralma, sosyal çözülme ve kurumsal aşınma, Bursa gibi büyük kentlerde çok daha görünür hale gelirken; bu tablonun Orhangazi gibi ilçelerde nasıl derin yaralar açtığını sahadan gelen verilerle izliyoruz. Bu kapsamda, ülke genelindeki bozulmanın yerel yönetimlere yansımasını, Bursa'nın kronikleşen sorunlarını ve Orhangazi özelinde yaşanan yönetim zaaflarını, İYİ Parti Bursa İl Başkanı İsmail Kaya ile 3. Göz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Muharrem Değirmen ayrıntılı biçimde konuştu. Beş başlıkta yönelttiğimiz sorular; ekonomiden ulaşıma, kentsel dönüşümden çevre ve su politikalarına, Orhangazi'nin geleceğini belirleyecek yerel yönetim tercihlerine kadar geniş bir alanı kapsıyor. Kaya'nın değerlendirmeleri, yalnızca mevcut durumu tarif etmekle kalmıyor; aynı zamanda Bursa ve Orhangazi'nin neden uzun süredir "yönetilememe" haliyle anıldığını, bu anlayış değişmediği sürece sorunların neden katlanarak büyüyeceğini de net bir dille ortaya koyuyor. Bu röportaj, kentin bugününe olduğu kadar yarınına dair de önemli ipuçları sunuyor.
2025 yılı itibarıyla Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yapısında ortaya çıkan bozulmayı nasıl tanımlıyorsunuz ve bu tablonun toplumsal sonuçları nelerdir? 2025 yılı, Türkiye açısından refahın değil, yoksulluğun ve belirsizliğin kurumsallaştığı bir dönem olarak kayda geçmiştir. Ekonomide derinleşen kriz, siyasette artan kutuplaşma ve dış politikada öngörülemezlik; gençleri işsizlik girdabına, çiftçileri maliyet baskısına, sanayiciyi yatırım kararsızlığına, esnafı ise borçla kepenk açar hale getirmiştir. Vatandaş yarınını planlayamaz noktaya sürüklenmiş, emekli pazara çıkarken iki kez hesap yapmak zorunda kalmıştır. Asgari ücretin açlık sınırının altına düşmesi ise gelir dağılımındaki adaletsizliğin artık kalıcılaştığını göstermektedir. Bu tablo, ekonomik bir krizden öte, sosyal yapıyı tahrip eden bir yönetim sorununun ürünüdür. İYİ Parti olarak Bursa'da yerel yönetimin mevcut performansını hangi temel kriterler üzerinden "başarısız" olarak nitelendiriyorsunuz? Bursa'nın son 23 yıllık süreçte hak ettiği yatırımları alamaması, plansız büyüme, çevresel tahribat ve altyapı sorunlarının kronikleşmesiyle doğrudan ilişkilidir. Ulaşım, su, çevre, kentsel dönüşüm ve güvenli yaşam alanları gibi en temel başlıklarda kalıcı çözümler üretilememiştir. Mevcut Büyükşehir yönetiminin yaklaşık iki yıllık faaliyetleri incelendiğinde, kentin hâlâ "yönetilemiyor" olduğu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortadadır. Bursa, bu dönemde adeta üvey evlat muamelesi görmüş, potansiyeliyle değil sorunlarıyla anılır hale getirilmiştir. Bursa'da ulaşımın günlük hayatı felç eden bir krize dönüşmesinin arkasında hangi yapısal hatalar bulunmaktadır? Ulaşım krizi yalnızca Büyükşehir Belediyesi'nin değil, merkezi hükümetin de sorumluluk alanına giren çok boyutlu bir yönetim zaafıdır. Hızlı tren projesinin yıllardır tamamlanamaması, Yenişehir Havalimanı'nın atıl bırakılması ve İstanbul Havalimanı ulaşım ihalesinin kaybedilmesi Bursa'yı Türkiye'nin "en uzak şehri" konumuna sürüklemiştir. Yerel düzeyde ise seçim döneminde vaat edilen metro, tramvay, metrobüs ve ulaşım master planı projeleri hayata geçirilmemiştir. Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım başta olmak üzere ana arterlerde yolculuk süreleri yüzde 30–40 oranında uzamış; buna rağmen toplu taşıma ücretlerine yüzde 300-400'e varan zamlar yapılmıştır. Vatandaş hem zamanını hem de parasını kaybeder hale gelmiştir. Bursa'da kentsel dönüşüm ve çevre politikalarının yetersizliği hangi riskleri doğurmaktadır? Bursa, yüksek deprem riski taşıyan bir şehir olmasına rağmen Osmangazi, Yıldırım ve Nilüfer ilçeleri başta olmak üzere kapsamlı ve bütüncül bir dönüşüm planından yoksundur. Şehrin anayasası sayılan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının hâlâ ortada olmaması, plansızlığı ve hukuksuzluğu derinleştirmiştir. Tarım arazileri sanayiye açılmış, ova talan edilmiş, çevresel kirlilik ve hava kalitesindeki bozulma yaşam kalitesini tehdit eder noktaya gelmiştir. Kestel'den Nilüfer'e kadar birçok bölgede sanayi kaynaklı kirlilik ve ağır kokular artık gizlenemez boyuttadır. Bu tablo, yalnız bugünü değil, Bursa'nın geleceğini de tehdit eden bir yönetim zafiyetinin sonucudur. Basın toplantınızda "23 yıllık bu iktidar döneminde Bursa iyi yönetilemedi" diyorsunuz. Bu tespitinizi somut örneklerle nasıl açıklarsınız? Bu değerlendirme, soyut bir muhalefet dili değil; Bursa'nın her gün yaşadığı somut sorunların özetidir. Örneğin kentin yıllardır bitirilemeyen hızlı tren projesi, Bursa'yı fiilen Türkiye'nin Ankara'ya en uzak şehri haline getirmiştir. Yenişehir Havalimanı yıllardır gerçek anlamda işlevsel hale getirilememiş, İstanbul Havalimanı ulaşım hizmeti ihalesinin kaybedilmesiyle Bursa'nın dış dünyaya erişimi daha da zorlaşmıştır. Kent içi ulaşımda ise Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım akslarında yolculuk süreleri yüzde 30–40 oranında uzamış; Acemler, Ataevler, Arabayatağı, Gürsu ve Küçük Sanayi hattı neredeyse günün her saatinde kilitlenen noktalar haline gelmiştir. Buna karşın vatandaş bu düzensiz ve yavaş ulaşıma rağmen yüzde 300–400'e varan toplu taşıma zamlarıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Bu tablo, Bursa'nın yıllardır plansız ve günü kurtaran kararlarla yönetildiğinin açık bir göstergesidir. Sorunun yalnızca ulaşımda olmadığını da özellikle vurgulamak gerekir. BUSKİ örneğinde son iki yılda 15 milyar lirayı aşan bütçeye rağmen Yıldırım, Osmangazi ve Nilüfer'in birçok mahallesinde saatlerce, hatta günlerce süren blok su kesintileri yaşanmış; Değirmenönü, Siteler, Esenevler, Gaziakdemir, Demirtaş, Kayapa ve Hasanağa gibi bölgeler susuz kalırken vatandaş yüksek faturalar ödemek zorunda bırakılmıştır. Hava kirliliğinde ise Kestel'deki Bursa Çimento Fabrikası'nın ruhsatsız faaliyetlerine göz yumulması, Doğu Atıksu Arıtma Tesisi çevresi ile Kayapa, Hasanağa ve Demirtaş hattından gelen ağır kokuların aylardır çözülememesi, yönetimin çevre konusunda da sınıfta kaldığını göstermektedir. Tüm bu örnekler, "Bursa iyi yönetilemedi" tespitinin bir siyasi söylem değil, her gün sokakta karşılığı olan bir gerçek olduğunu ortaya koymaktadır. BUSKİ'nin yönetimi ve su politikaları açısından Bursa halkının bugün karşı karşıya kaldığı temel sorun nedir? Son iki yılda 15 milyar TL'yi aşan dev bütçesine rağmen BUSKİ, Bursa tarihinde belki de en başarısız dönemlerinden birini yaşamaktadır. Yıldırım, Osmangazi ve Nilüfer'in birçok mahallesinde saatlerce, hatta günlerce süren blok su kesintileri yaşanmış, buna karşın altyapı çöküşü vatandaşa yüksek zamlı faturalarla yansıtılmıştır. Yönetimler arasında süregelen plansızlık, her gelen başkanın kadroları sil baştan değiştirmesi ve uzun vadeli vizyon eksikliği, su gibi hayati bir hizmetin dahi sürdürülemez hale gelmesine yol açmıştır. Bursa'da sorun bütçe değil, açıkça ortaya konulmuş bir vizyon ve yönetim eksikliğidir. Sayın Başkan Bursa'da Su Çeşmeden içiliyor mu? 2015 yılında dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından başlatılan "Bursa'da su çeşmeden içilir" kampanyası, kentin su yönetiminde iddialı bir vizyonun ilanıydı. Ancak aradan geçen yıllar bu iddianın içinin doldurulamadığını açık biçimde ortaya koymuştur. Bugün Bursa, bir yandan çeşmeden içilebileceği söylenen suyun kalitesini tartışırken, diğer yandan baraj doluluk oranları, şebekeye bağlanamayan yatırımlar ve altyapı eksiklikleri nedeniyle ciddi bir susuzluk tehdidiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Geçmiş dönemlerde "susuzluk tehdidi yok" denilmesine rağmen, bugün Bursa'da blok su kesintileriyle tanışılmış olması, su yönetiminin ne kadar günübirlik ve plansız yürütüldüğünün göstergesidir. Daha da vahimi, bu süreçte sorumluluk alan yöneticilerin birbirini suçlayan açıklamalarıyla Bursa halkının muhatap bırakılmasıdır. Bir yanda eski başkanlar DSİ projelerini, baraj doluluk oranlarını ve şebekeye bağlanamayan yatırımları tartışırken; diğer yanda mevcut yönetim "yağmur yağarsa kesintiler biter" gibi ifadelerle meseleyi doğa şartlarına havale etmektedir. Sonuçta ortaya çıkan tablo şudur: Altyapı çökmekte, su kesintileri artmakta, buna karşılık faturalar zamlarla kabarmaktadır. Yani "Bursa'da su çeşmeden içilir" sloganı, bugün Bursa'da suyun güvenle ve kesintisiz kullanılabildiği bir sistemi değil; yönetim zaaflarının ve plansızlığın simgesi haline gelmiştir. İyi Parti Orhangazi Kurucu İlçe Başkanlığı ve Belediye Başkan Adaylığı Yapmış Birisi Olarak Bursa'dan Bakınca Orhangazi'yi Sorunları ve Yaşananları Nasıl Değerlendiriyorsunuz? Bursa'dan Orhangazi'ye baktığınızda, ilçenin temel sorununu tek bir başlıkta özetlemek mümkün: Orhangazi uzun süredir planla değil refleksle, kurumlarla değil kişilerle, veriyle değil algıyla yönetilmeye çalışılıyor. Bu yaklaşım ilçeyi "günü kurtaran" kararların biriktiği; altyapı, ulaşım, imar, çevre ve sosyal belediyecilik gibi hayati alanlarda ise kronikleşen problemler üreten bir sarmala soktu. Kent yönetimi; vizyon, şeffaflık ve hesap verebilirlik ekseninden uzaklaştıkça Orhangazi'nin potansiyeli büyümüyor, sorunları büyüyor. Bursa'nın genelinde gördüğümüz plansızlık, ulaşım ve altyapı zaafları, çevresel baskı ve yönetim zafiyeti Orhangazi'de daha "hissedilir" hale geliyor; çünkü ilçe hem sanayi baskısını hem tarımın daralmasını aynı anda yaşıyor, buna rağmen bütüncül bir yol haritası ortaya konulamıyor. En önemli sorun elbette Orhangazi'de yerel yönetimdir. Orhangazi Belediyesi ve Belediye Başkanı Bekir Aydın döneminde ilçe, üretmeyen, planlamayan ve günü kurtarmak için elindeki varlıkları satarak ayakta kalmaya çalışan bir belediyecilik anlayışına sürüklenmiştir. Yıllardır çözülemeyen altyapı sorunları, her yağmurda çöken yollar, aylara yayılan kazılar ve mahalle aralarında kaderine terk edilen yarım işler Orhangazi'yi adeta bitmeyen bir şantiye alanına çevirmiştir. Buna karşın belediyenin elle tutulur, kalıcı tek bir büyük projesi ortada yoktur. İmar uygulamalarındaki keyfiyet ve tutarsızlıklar vatandaşta derin bir güvensizlik yaratırken, tarım kenti Orhangazi'nin zeytinlikleri ve ova alanları için ortaya konulmuş koruyucu bir vizyon bulunmamaktadır. Belediyecilik, yatırım üretmek yerine arsa ve taşınmaz satışlarıyla günü kurtarmaya indirgenmiş, ilçenin geleceği parça parça elden çıkarılmıştır. Daha vahimi ise Bekir Aydın yönetiminin başarısızlığı örtmek için geliştirdiği sorumluluktan kaçan dilidir. Ulaşımda yaşanan her kaosta Büyükşehir'i, altyapıdaki her çöküşte BUSKİ'yi adres gösteren bu anlayış, Orhangazi Belediyesi'nin kendi yönetim zaaflarını gizleme çabasından başka bir şey değildir. Vatandaş her ay artan su ve ulaşım faturalarıyla daha da yoksullaşırken, karşılığında aldığı hizmet kalitesi sürekli gerilemektedir. Bugün Orhangazi, ne yatırımlarıyla ne de yaşam kalitesiyle anılabiliyorsa; bunun sebebi kader değil, icraat üretemeyen, varlık satarak ayakta kalmaya çalışan ve ilçeyi vizyonsuzluğa mahkûm eden bu yönetim anlayışıdır. Orhangazi'nin imar ve kentleşme pratiği de eleştirel bir değerlendirmeyi hak ediyor. İmar; şehirlerin anayasasıdır. Ancak Orhangazi'de imar, çoğu zaman yaşam kalitesini yükselten, afet riskini azaltan, tarım alanlarını koruyan bir araç olmaktan çıkıp tartışmaların, itirazların ve güven kaybının merkezine oturuyor. Plan bütünlüğü, denetim ve kamu yararı ilkesi güç kaybettikçe; hem vatandaşın adalet duygusu zedeleniyor hem de yatırım ortamı sağlıksızlaşıyor. Deprem gerçeğinin kapıda olduğu bir coğrafyada kentsel dönüşümün "tercih" değil "zorunluluk" olduğu açıkken; Orhangazi'de dönüşümün hız, ölçek ve kalite açısından bütüncül bir çerçeveye oturtulamaması ciddi bir risk alanı oluşturuyor. Bursa ölçeğinde 1/100.000 plan tartışmasının nasıl bir belirsizlik ürettiği görülürken, Orhangazi'nin kendi ölçeğinde de plan disiplini ve uygulama tutarlılığını güçlendirmesi kaçınılmazdır. Bir diğer kritik mesele altyapı ve su yönetimi. Bursa genelinde su kesintileri, altyapı çökmeleri ve zamlarla konuşulan bir dönemde Orhangazi'nin "ilçe ölçeğinde daha kırılgan" bir pozisyonda olduğu unutulmamalı. Su, kanalizasyon, yağmur suyu hatları, yol-bakım ve çevre sağlığı hizmetleri, vatandaşın günlük hayatını doğrudan belirleyen başlıklar. Bu alanlarda planlama zayıf kaldığında hem hizmet kalitesi düşüyor hem maliyet artıyor; sonuçta ortaya çıkan tablo, vatandaşın "hem mağduriyet hem fatura" ile karşı karşıya kalması oluyor. İşin en problemli tarafı ise şudur: Sorunlar yaşanırken yönetimin dili çoğu zaman çözümü değil mazereti büyütüyor. Oysa yerel yönetim; mazeret üreten değil sorumluluk alan, açık iletişim kuran, takvim ve performans hedefi koyan mekanizmadır. Orhangazi'nin ekonomik damarları olan tarım, zeytincilik, küçük esnaf ve yerel sanayi dengesi de doğru yönetilemediğinde sosyal dokuda hızlı bir yıpranma başlıyor. Esnafın maliyet baskısı, gencin iş bulma güçlüğü, emeklinin geçim sıkıntısı gibi ülke geneli sorunlar Orhangazi'de daha keskin hissediliyor; çünkü yerelde belediyecilik, sosyal destek ve yerel kalkınma araçları doğru kurgulanmadığında hane halkı daha savunmasız kalıyor. İlçe yönetiminin; tarımsal alanları koruyan, küçük üreticiyi destekleyen, kooperatifçilik ve markalaşmayı büyüten, genç istihdamı için yerel paydaşlarla program geliştiren bir kalkınma perspektifini ortaya koyamaması; Orhangazi'nin rekabet gücünü de zayıflatıyor. Bursa'nın sanayi ve ihracat gücü içinde Orhangazi'nin kendine düşen payı büyütmesi gerekirken, tartışmaların içine sıkışması ilçeyi geri çekiyor. Son olarak, en temel eleştirim yönetim kültürüne ilişkindir: Orhangazi'de sorunların büyümesinin ana sebebi "sorun yok" demek değil; sorunu kabul edip çözüm takvimi koyacak iradenin yeterince güçlü görünmemesidir. İlçenin ihtiyacı; popülist dil, günü kurtaran hamleler ve iletişim makyajı değil, kamu yararı merkezli planlama, güçlü denetim, şeffaf ihale ve harcama düzeni, katılımcı mekanizmalar, ölçülebilir hedefler ve hesap verebilirliktir. Orhangazi'nin potansiyeli vardır; doğru bir vizyonla tarım-turizm-kültür-sanayi dengesini kurabilir, Bursa'nın yükünü alan değil Bursa'nın gücünü büyüten bir ilçe haline gelebilir. Fakat bunun için önce "yönetim tarzının" değişmesi gerekir: algıdan gerçeğe, kişisellikten kurumsallığa, dağınıklıktan plan disiplinine geçilmelidir. Bursa'da İYİ Parti olarak 2025 yılını nasıl geride bıraktınız ve 2026 yılı için kamuoyuna vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir? 2025 yılı, Bursa teşkilatlarımız açısından yalnızca bir takvim yılı değil; sahada vatandaşın nabzını en yoğun tuttuğumuz, sorunları Ankara'ya en güçlü şekilde taşıdığımız bir mücadele yılı olmuştur. Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun katılımıyla Bursa'da gerçekleştirdiğimiz Birinci Vazifen mitingi, kentin sahipsiz olmadığını göstermiş; milletvekillerimiz Hasan Toktaş ve Selçuk Türkoğlu, Meclis kürsüsünde, komisyonlarda, soru ve araştırma önergeleriyle Bursa'nın sorunlarını ısrarla gündeme taşımıştır. Sanayicinin, çiftçinin, esnafın, emeklinin ve gencin yaşadığı her problem Ankara'da yüksek sesle dile getirilmiş, Bursa'nın sesi olma sorumluluğu kararlılıkla sürdürülmüştür. Bu süreçte bizim için en önemli kazanım, hemşerilerimizin "yalnız değiliz" duygusunu yeniden hissetmeye başlamasıdır. Ulaşım, altyapı, çevre, kentsel dönüşüm ve su politikalarındaki aksaklıkları yalnızca eleştirmekle kalmadık; bunların nedenlerini ve sonuçlarını kamuoyuna açık bir dille anlattık. Günü kurtaran değil, geleceği kuran bir anlayışla hareket ettik; algı siyasetiyle değil gerçeklerle yol yürüdük. Bursa'nın sahipsiz olmadığını her platformda vurgularken, şehrin yaşadığı her mağduriyetin takipçisi olacağımızı da net biçimde ortaya koyduk. 2026 yılına girerken mesajımız son derece açıktır: Bu şehir de bu ülke de daha iyisini hak ediyor. Bursa'nın sorunu bütçe değil, vizyon eksikliğidir; çalışanlar değil, yöneten anlayıştır. 2026'da mazeret üreten değil sorumluluk alan, zamlarla değil hizmetle anılan bir yerel yönetim anlayışının tesis edilmesi için mücadelemizi daha da büyüteceğiz. İYİ Parti olarak Bursa'nın, Bursalıların ve alın teriyle geçinen herkesin hakkını savunmaya; bu kötü gidişatın takipçisi olmaya ve gerçekleri söylemeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.