HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 17 MART 2026, SALI

ATATÜRK Çanakkale’dir, Çanakkale de ATATÜRK'TÜR

17.03.2026 00:00
Bugün 18 Mart…
Sadece bir zaferin değil, bir milletin yeniden doğuşunun yıldönümü.
Çanakkale, bir savaşın adı değildir yalnızca.
Çanakkale, bir milletin var olma iradesidir.
Çanakkale, dünyanın en güçlü ordularına karşı yokluk içinde verilen bir bağımsızlık dersidir.
Ama her yıl bu günlerde garip bir tartışma yeniden ortaya atılır.
Birileri özellikle sorar:
"Mustafa Kemal Atatürk 18 Mart'ta yoktu. Neden Çanakkale paylaşımlarında Atatürk'ü öne çıkarıyorsunuz?"
Bu soru çoğu zaman tarih bilmezliğin değil, bilinçli bir çarpıtmanın ürünüdür.
Çünkü 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'dir.
Fakat savaş o gün bitmedi. Asıl mücadele karada başladı.
İşte o noktada tarih sahnesine bir komutan çıktı.
Mustafa Kemal.
Arıburnu'nda, Conkbayırı'nda, Anafartalar'da…
İtilaf devletlerinin planı açıktı.
Çanakkale Boğazı'nı geçmek, İstanbul'u almak, Osmanlı Devleti'ni tamamen çökertmek.
Dünyanın en güçlü donanmaları ve orduları Çanakkale'ye yığılmıştı.
Karşılarında ise çoğu 17–18 yaşında gençlerden oluşan, yokluk içindeki bir ordu vardı.
Ama o ordunun sahip olduğu bir şey vardı:
Vatan sevgisi.
Ve o sevgiye yön veren bir komutan vardı.
Mustafa Kemal, Arıburnu'nda askerlere tarihe geçen şu emri verdi:
"Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum."
Bu söz bir askeri taktikten çok daha fazlasıydı.
Bu söz, bir milletin kaderinin değiştiği andı.
Çünkü o gün o askerler gerçekten öldüler.
Ama arkalarından gelen nesillere bağımsız bir vatan bırakarak öldüler.
Çanakkale'de sadece bir savaş kazanılmadı.
Orada bir millet yeniden doğdu.
Türk'ü, Kürt'ü, Laz'ı, Çerkez'i, Arabı…
Hepsi aynı siperlerde yan yana savaştı.
Çanakkale şunu öğretti bize.
Türk ile Kürt'ü ayırırsanız ne Türk kalır ne Kürt.
Ama birleştirirseniz Çanakkale olur; ne İngiliz kalır ne Fransız.
Bugün bazı çevrelerin Atatürk'ü Çanakkale'den koparmaya çalışmasının nedeni de tam olarak budur.
Çünkü biliyorlar ki:
Çanakkale, Mustafa Kemal'i doğurdu.
Mustafa Kemal de Türkiye Cumhuriyeti'ni.
Çanakkale'den Atatürk'ü çıkarırsanız,
tarihi değil Cumhuriyet'in temelini hedef almış olursunuz.
Ama bunu başaramayacaklar.
Çünkü bu millet tarihini unutan bir millet değildir.
Biz biliyoruz ki;
Atatürk Çanakkale'dir.
Çanakkale de Atatürk'tür.
Bugün bize düşen en büyük görev ise sadece anmak değildir.
Asıl görev anlatmaktır.
Çanakkale ruhunu çocuklarımıza anlatmak zorundayız.
Bugünün çocukları yarının yöneticileri, öğretmenleri, askerleri, bilim insanları olacak.
Eğer onlara Çanakkale'yi anlatmazsak,
bu vatanın nasıl kazanıldığını bilmeyen nesiller yetiştiririz.
Onlara şunu anlatmalıyız:
Kınalı kuzularını cepheye gönderen anaları…
"Vatanı kurtarmadan dönme" diyen anneleri…
Ve gerçekten dönmeyen Onbeşlileri…
Henüz bıyığı terlememiş çocukların
"vatan sağ olsun" diyerek toprağa düşmesini…
Bugün özgürce nefes alabiliyorsak,
okula gidebiliyorsak,
bayrağımız gökyüzünde dalgalanıyorsa…
Bunun nedeni 111 yıl önce verilen son nefeslerdir.
Çanakkale bir destandır.
Ama aynı zamanda bir sorumluluktur.
Bu destanı unutan milletler
geleceklerini de kaybeder.
Bu yüzden öğretmenlerimize, ailelere ve aydınlara büyük görev düşüyor.
Çocuklarımıza sadece tarih öğretmeyelim.
Onlara tarihin ruhunu öğretelim.
Çünkü Çanakkale sadece geçmiş değildir.
Çanakkale bir karakterdir.
Bir direniştir.
Bir onurdur.
Ve bu onur, bu millet yaşadığı sürece yaşayacaktır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere
Çanakkale'de ve bu vatan uğruna can veren tüm şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
Ruhları şad olsun.

ANLAYANA BİR FOTOĞRAFIN ANLATTIĞI GERÇEK.
‎Bazı fotoğraflar vardır…Bu fotoğraf beni dedinden duygulandıran ve etkileyen resimlerden birisidir.Sosyal medyada sık sık karşıma çıkar. Nasip bu güne denk geldi bir kaç kelâm yazmaya. Bu topraklara borcumuzu anlatmaya yetecek önemli karelerden biridir bu resim. İnsanın içine tanımlanamaz bir hüzün veriyor ve acı bir minnet.Nerden bakarsan bak borçluyuz şu toprakların altında yatanlara.Arkada duranlar,askere alınmayan gayri Müslim zenginler..Bu arkada oturanların torunları bugün hangi pozisyonda ne iş yapıyorlar sizde benim kadar iyi biliyorsunuz.
‎Bu resim sadece bir anı göstermez; bir milletin acısını, yorgunluğunu ve kaderini anlatır.
‎İşte bu fotoğraf da onlardan biridir.
‎Balkan Savaşları'ndan sonra evine dönmeye çalışan bir Türk askeri…
‎Üzerindeki elbise neredeyse paramparça.
‎Ayakkabıları yıpranmış.
‎Omzunda yorgunluk, yüzünde ise savaşın ağırlığı var.
‎Bu fotoğraf, sadece bir askerin dönüşünü değil;
‎bir imparatorluğun çöküş dönemindeki dramı anlatır.
‎1912–1913 Balkan Savaşları'nda Osmanlı Devleti, yüzyıllardır hüküm sürdüğü Balkan topraklarının büyük bölümünü kaybetti.
‎Yüz binlerce insan göç yollarına düştü.
‎Şehirler boşaldı.
‎Aileler dağıldı.
‎Cepheden dönen askerler çoğu zaman evlerini bile bulamadılar.
‎Çünkü evleri artık başka bir ülkenin sınırları içinde kalmıştı.
‎Bu fotoğrafa dikkatle bakınca şunu görürüz:
‎Bu asker sadece savaşmamış…
‎Bir çağın yıkılışına tanıklık etmiş.
‎Ama tarihin ilginç bir yönü vardır.
‎Balkanlar'da yaşanan o büyük yıkım,
‎Türk milletine aynı zamanda büyük bir ders verdi.
‎Devletin zayıflaması, ordunun dağılması ve yönetim hataları,
‎bir milletin nasıl parçalanabileceğini gösterdi.
‎Ve işte birkaç yıl sonra…
‎1915'te Çanakkale'de,
‎aynı millet bu kez farklı bir kader yazdı.
‎Yorgun, yoksul ama onurunu kaybetmemiş bir millet,
‎dünyanın en güçlü ordularına karşı direndi.
‎Balkan bozgununun acısını yaşayan o nesil,
‎Çanakkale'de ve ardından Kurtuluş Savaşı'nda
‎yeniden ayağa kalktı.
‎Bu yüzden bu fotoğraf yalnızca hüzün değildir.
‎Aynı zamanda bir uyarıdır.
‎Milletler tarihlerini unutursa,
‎aynı acıları yeniden yaşarlar.
‎İşte bu nedenle çocuklarımıza sadece zaferleri değil,
‎yenilgileri de anlatmak zorundayız.
‎Çanakkale'yi anlatırken,
‎öncesindeki Balkan bozgununu da anlatmalıyız.
‎Çünkü Çanakkale'nin değeri,
‎o acıların ardından daha iyi anlaşılır.
‎Bugün bu fotoğrafa baktığımızda şunu hatırlamalıyız:
‎Bu topraklarda özgür yaşıyorsak,
‎bu sadece zaferler sayesinde değil;
‎çekilen acıların, verilen fedakârlıkların ve öğrenilen derslerin sonucudur.
‎Bu yüzden tarih sadece geçmiş değildir.
‎Bir milletin hafızasıdır.
‎Ve o hafızayı canlı tutmak hepimizin görevidir.
 
Yılmaz AYDEYER / MİHRALI BEY / diğer yazıları
•ATATÜRK Çanakkale’dir, Çanakkale de ATATÜRK'TÜR 17 00:00:00.03.2026
•ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ KORUMADA 3.GÖZ GAZETESİNİN HASSASİYETİ. 11 00:00:00.03.2026
•ESKİ VE YENİ TÜRKİYE DE EĞİTİM ANLAYIŞI 04 00:00:00.03.2026
•PROJE ÇÖPLÜĞÜNE DÖNEN OKULLARIMIZ 25 00:00:00.02.2026
•ORHANGAZİDE BİR ZAMANLAR BİR OKULDAN TEKRARI YAPILAMAYAN ULUSLARARASI HALK OYUNLARI FESTİVALİ DÜZENLEME BAŞARISI. 18 00:00:00.02.2026
•TÜRKİYE VE ORHANGAZİDE ÖZEL OKUL GERÇEĞİ. 10 00:00:00.02.2026
•Orhangazi’de Eğitim Alarm Veriyor “14 Bin Öğrenci, 40 Kişilik Sınıflar, Düşen Başarı" 03 00:00:00.02.2026
•EĞİTİMDE MAKYAJ, SINAVDA ÇÖKÜŞ ‎(TAKTİRNAMELİ ÇÖKÜŞ) 28 00:00:00.01.2026
•ORHANGAZİ MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ HUKUKA AYKIRI Mİ YÖNETİLİYOR? 20 00:00:00.01.2026
•OKUMAYAN TOPLUM,. ‎ÇÖKEN EĞİTİM VE TÜRKİYE GERÇEĞİ 15 00:00:00.01.2026
•“YAZMALISIN HOCAM” "EğitimYöneticiliğinden köşe yazarlığına" 11 00:00:00.01.2026
•‎NEDEN ÜÇÜNCÜ GÖZ ? 02 00:00:00.01.2026
•Pahalı Kantin, Güvensiz Sokak, Orhangazi’de Öğrenci Gerçeği 24 00:00:00.12.2025
•MÜDÜR BEY!... 17 00:00:00.12.2025
•İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ GERÇEKTEN YÖNETİYOR MU, YOKSA SADECE MAKAMI MI DOLDURUYOR? 10 00:00:00.12.2025
•Öğretmenevi peşkeş iddialarına karşı susamazsınız! 27 00:00:00.11.2025
•MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ANLAMAK 10 00:00:00.11.2025
•Futbolun Mezar Taşında Orhangazi Yazıyor! 05 00:00:00.11.2025
•Bir ülkenin gerçek yüzü, sokaklarındaki düzenle, meydanlarındaki bayraklarla değil; en savunmasız insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür. Bugün bu ülkede, Aydın Söke Açık Cezaevi’nde, sessizce tükenen bir hayat var: Öztürk K. Öztürk K. %75 engelli. Talesemi majör hastası, aynı zamanda tip 1 diyabetli. Yani yaşamı boyunca düzenli kan nakline, insüline ve hijyenik ortama ihtiyaç duyan bir insan. Yürüyerek girdiği cezaevinde bugün artık yatalak hale gelmiş durumda. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor, yürüyemiyor, elleri titriyor, bilinci kimi zaman gidip geliyor. Ve o hâlâ orada, duvarların arkasında “infaz” adı altında yaşam mücadelesi veriyor. Cezalandırmak, bir toplumu düzen içinde tutmanın aracıdır, denir. Ama insan onurunu korumayan bir ceza, artık adaletin değil, intikamın alanına girer. Bugün Türkiye’de, “hasta mahpuslar” başlığı altında yüzlerce insan, fiilen ölüm cezasına mahkûm edilmiş durumda. Her rapor “cezaevinde kalamaz” dese de, her dilekçe “uygun değildir” gerekçesiyle geri dönüyor. Peki, neye uygun değildir? Bir insanın yaşamasına mı? Bir devletin vicdanına mı? Öztürk K.’nin kardeşi, “Yürüyerek girdi, şimdi nefes bile alamıyor. Kimse duymuyor” diyor. Oysa devlet, her yurttaşının yaşam hakkını korumakla yükümlüdür — suçlu ya da suçsuz fark etmeksizin. Çünkü yaşam hakkı, hiçbir mahkemenin elinden alamayacağı bir haktır. Cezaevleri, yalnızca demir parmaklıkların ardındaki suçluların değil, dışarıdaki toplumun da aynasıdır. O aynada ne görüyoruz? Gözünü kapatmış bir sistem mi, yoksa el uzatmaya cesaret eden bir toplum mu? Bir devletin adaleti, güçlüye değil, güçsüze gösterdiği şefkatle ölçülür. Öztürk K.’nin durumu bir istisna değil, bir gösterge. Bir ülkenin sağlık sistemi, hukuk düzeni ve vicdanı burada kesişiyor. Ve biz, üçü arasında sıkışmış bir insanın her geçen gün eriyişini izliyoruz. Bu bir siyaset meselesi değil. Bu, insanlık meselesi. Bir insanın yaşamasına yardım etmek, bir partinin, bir ideolojinin, bir grubun meselesi değildir. Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur. Yetkililere sesleniyorum: Adalet Bakanlığı’na, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne, İnsan Hakları Kurumları’na… Bu bir “dosya” değil, bir hayat. Ve o hayat, gün be gün elimizden kayıyor. Bir insanın ölüme terk edilmesi, hukukun değil, sessizliğin eseridir. Ve biz sustukça, adalet bir kelimeden ibaret kalır. Bir mahkûmun yatağında öylece çürüyüp gitmesi, hepimize dokunmalı. Çünkü bir gün, adaletin terazisi yeniden kurulacak. O gün geldiğinde, belki de en çok şunu sorgulayacağız: “Biz sustuğumuzda kim ölmüştü?” 29 00:00:00.10.2025
•Orhangazi’nin Sınavı. ‎Eğitim mi, Ezber mi? 22 00:00:00.10.2025
•DÜŞÜNÜR KOLEJİ GERÇEĞİ. . . 14 00:00:00.10.2025
•KİM BU OKUL MÜDÜRÜ? 08 00:00:00.10.2025
•Uyuşturucu ile çürütülen nesil. . 02 00:00:00.10.2025
•Çocuklar Tarikatlara Teslim Edilmez, Edilmemeli! 25 00:00:00.09.2025
•Orhangazi’de “Kırtasiye Parası” Oyunu 17 00:00:00.09.2025
•‎O günün öğrencileri açtı, üşüyordu 10 00:00:00.09.2025
•Orhangazi 2025-2026 Eğitim-Öğretimine Hazır mı(?) 03 00:00:00.09.2025
•DEFTER YERİNE SİLAH TUTAN ELLER.. . 29 00:00:00.08.2025
•OKULLARDA EK DERS YOLSUZLUKLARI 20 00:00:00.08.2025
•İmam Hatipler Neden Boş? 12 00:00:00.08.2025
•Muharrem Değirmen ve ÇPL 05 00:00:00.08.2025
•3.Göz Gazetesinin Orhangazi Eğitimine katkısı 29 00:00:00.07.2025
• “Fen Lisesi açtık” demekle olmuyor ‎ 24 00:00:00.07.2025
•ORHANGAZİ’DE LGS FİYASKOSU ve Orhangazi’de Eğitim Kıyımı 15 00:00:00.07.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.