HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 17 MART 2026, SALI

Çanakkale’yi geçilmez kılan Mustafa Kemal’in ve askerlerinin iman gücüdür

17.03.2026 17:06
Çanakkale’yi geçilmez kılan Mustafa Kemal’in ve askerlerinin iman gücüdür
Çanakkale’yi geçilmez kılan Mustafa Kemal’in ve askerlerinin iman gücüdür
Yıllardır Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Ehl-i Beyt soyundan geldiğini ve dindar bir insan olduğunu anlatıyoruz.
Bunu yaparken, Müslüman Türk milleti ile Ata'sının arasında özellikle İngiliz ve Yunan eli ile örülen duvarları yıkmak istiyoruz.
Kurtuluş Savaşı'nın ve kuruluşumuzun simgesi İstiklal Marşı'nın tartışmaya açıldığı bugünlerde; Atatürk, tam bağımsızlığın, devlet ve millet kaynaşmasının, sivil asker birlikteliğinin, Türk, Kürt, Laz, Çerkez vs. etnik çeşitliliğimizin İslam hamuru ile Müslüman Türk olarak bir arada yürekten tarih sahnesinde yer almasının, bayrağın, vatanın, bekamızın adıdır esasen.
Ve bu değerleri muhafaza için birleştirici harç mezhepsindendir.
Çanakkale Savaşları'nın Mustafa Kemal'in hayatında ayrı bir yeri olduğu muhakkak. Bu savaşın zaferle taçlanmasında yaşanan olağanüstü haller, senelerdir dediğimiz dindar Atatürk'ü tanımak için de çok önemli.
Pek çok kişinin şahitlik ettiği olağanüstü haller ile yine birçok kişinin gördüğü yeşil sarıklının yardımı konusu O'nun üstün maneviyatının ifadesidir.
Allah'a inanmayan birine böyle bir manevi yardım gelebilir mi?
Aşağıda birkaçına yer verdiğimiz Allah'ın yardımı delili kerametler ancak büyük bir iman sahibi kumandana gelebilir.
Elbette yaşanan ve pek çok askerin şahit olduğu en büyük olağanüstü hal, bulut içerisinde yok olan İngiliz taburudur.
Yeni Zelanda keşif birliği 3. takımından olan R. Reichart, K. Newnes, J. L. Newman adlı askerlerin, emekli asker Loklinda anlattıkları şöyledir:
"Birkaç yüz kişiden oluştuğunu sandığımız İngiliz alayı First Fort Norfolk'un bu gücüne yolda ve dere boyunca 60. tepeye doğru ilerlediklerini fark ettik. 60. tepedeki birlikleri takviye ediyor gibiydiler. Ancak söz konusu buluta ulaştıklarında hiçbir çekince göstermeksizin doğrudan doğruya bulutun içine yürüdüler. Fakat sonunda 60. tepe üzerinde yapılıp savaşmak üzere kimse ortaya çıkmadı. Bir saat sonra yürüyüş kolundaki son askerler de bulutun içerisinde kaybolduktan sonra aynı bulut da sis yavaşça yükselmeye başladı ve raporun başında belirttiğimiz gibi diğer bulutların yanına katıldı."
Tüm bu süre zarfında bu bulut grubu aynı yerde kalmıştı ve o tuhaf yer bulutu kendi düzeylerine yükselir yükselmez hepsi birlikte Trakya'ya doğru ilerlemeye başladılar. Kırk beş dakika içerisinde de kayboldular.
Bu konu, "Sandringham bölüğü yok oldu", "Sandringham taburu yok oldu" veya "Sandringham alayı yok oldu" şeklinde başlıklarla yerel gazetelerde makalelerinde yer bulmuştur.
Hadisenin bir tanığının hatıratında anlatılan bayram namazının kılınmasındaki olağanüstü hal de çok enteresandır.
1915 yılının Temmuz ve Ağustos aylarına rast gelen Ramazan ayının tamamını oruçlu geçiren Mehmetçiğin bayram namazını kılması:
"Gelibolu'da oturmaktaydım. Çanakkale'de 9. Tümen teşekkül edince gönüllü olarak kıtaya kaydoldum. Savaş ilerledikçe din görevlilerinin yerleri de belirsiz olmuştu.
Bizim gibi gençler –o zaman 28 yaşındaydım– savaşın içinde görev yaparken, yaşlılar sargı yeri ve hastanelerde görev alıyorlardı.
Ben Seddülbahir cephesinden savaş bitince kadar hiç ayrılmadım.
Miladi 1915 yılında Ramazan, 13 Temmuz Salı günü başlamış, 11 Ağustos Çarşamba günü bitiyordu.
Arefe gününde cephe kumandanı Vehip Paşa beni çağırdı. 'Hafız, askerim bir talebi var. Yarın Ramazan Bayramı, sabahleyin hep beraber bayram namazı kılmak istiyorlar. Eratı toplu halde bulunmaları tehlikeli ve düşman için bulunmaz bir fırsattır. Tekliflerini kabul etmedim. Sen de münasip bir dil ile anlatsın de.'
Paşa'nın yanından ayrılmıştım ki zamanın ulularından gözü Hakk adına bağlanmış arif, zarif bir zat çıktı karşıma, bana dedi ki: 'Sakın ola ki erata bir şey söyleme, gün ola hayrola! Allah ne derse o olur.'
12 Ağustos Perşembe günü Ramazan Bayramının sabahı erkenden kalktım. Türk askerleri, bayram namazını mutlaka eda edeceklerdi. Aynı göle dökülen sular gibi Allah sevgisinde birleşen yüzlerce asker de ayakta idi.
Hak katında birlikte secdeye varacaklardı. Hep beraber başımızı göğe kaldırdık, beyaz bulutlar göründü.
Biraz sonra da bu bulutlar yere çöktü. Herkes 'Allahu Ekber' deyip yüzlerini toprağa sürdü. Hepimizin içinde bir huzur çöreklenmiş ve Yüce Allah bizi bulutlar arasında görünmez hale getirmişti.
Bir gün önce karşımıza çıkan kişi askerin önünde imam olarak durdu. Sonra, Hazreti Kur'an'dan Fetih suresinin 1'den 9'a kadar ayetlerini okudu. Sonra iki rekât bayram namazı eda edildi. Namaz bitiminde yüzlerce asker hep birden 'La ilahe illallah Muhammedür Resulullah' sözlerini devamlı tekrarlıyorlardı.
Sonra kısa bir sessizlik oldu ve arkasından düşman siperlerinden yükselen 'Allahu Ekber Allahu Ekber' sesleri bize kadar bir uğultu şeklinde geldi.
Daha sonra öğrendik ki, İngiliz sömürgesinin Müslüman askerleri, Türk askeri karşısında savaşmak zorunda kaldıklarını duyunca aynı seslerle geri çekilip cepheden uzaklaştırılmışlar."
Kaşıkçı Dede'nin hatıratı da çok manidardır:
"15 Temmuz sıcak bir yaz günü, bir taraftan düşman ateşi, öte yandan güneşin harı kavurur yanarız! Mehmetçiğin en büyük ihtiyacı su olur o günlerde.
Cepheye yeni sevk edilen bir bölük asker, Bigalı Köyü'ne doğru yola çıkarılır.
Askerlerimize susuzluğun harareti tam çökmek üzeredir ki, yolun sol tarafında sakallı bir dede seslenir onlara: 'Gelin evlatlarım, soğuk su vereyim. Gelin doldurun mataralarınızı.'
Koşarlar o tarafa doğru, geri kalıp susuz kalmak için gizli bir yarış başlar aralarında. Bir de bakarlar ki çeşme akmıyor. (O çeşme halen olup Haziran gelince suyu kesilir.)
Dedenin elinde toprak testi vardır, ama o da taş çatlasın 10-15 litre su alır. Hiç 300-400 kişiye ufacık testinin suyu yeter mi?
Kaşıkçı Dede, 'Acele etmeyin evlatlarım, içen kana kana, doldurun mataralarınızı' der. Ladikli Ahmet Efendi hiç acele etmez ve hep en son bekler. Anlaşılan herkesden bazı şeylerden. Nihayet herkes matarasını doldurunca su bitmez. Ahmet dayanamaz sorar: 'Dede senin adın nedir?' 'Kaşıkçı Dede' der evladım bana.
Kilitbahir köyünde otururum. Evladım cephede yaralanırsan matarandaki sudan döküver yarana. Biiznillah şifa bulursun' der.
Ahmet bu sözü unutmaz ve matarasındaki suyu saklar. Bir müddet sonra arkadaşlarıyla beraber yaralanır, aklına mataradaki su gelir, döker kendi ve arkadaşlarının yaralarına; şifa bulur.
Çok geçmeden bir daha yaralanır ancak yarası ağırdır, su da bitmiştir. Eceabat'taki vapur hastanesine getirilir. Biraz iyileşince, Soğanlıdere'deki asker ağabeyini ziyaret etmek üzere bir günlük izin alır. Ağabeyinin şehit olduğunu öğrenir. İçinde fırtınalar kopar ve köyüne uğrar.
Kaşıkçı Dede'yi sorar birkaç kişiye: 'Yüzlerce yıl önce yaşamış bir evliyanın kabri var. Biz ona Kaşıkçı Dede deriz' derler. O mübarek Allah dostunun kabrini gösterirler."
Mustafa Kemal, Çanakkale'yi kazandıran yüksek ruhu şöyle tarif eder:
"Öleni görüyor, üç dakika kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir tereddüt göstermiyor, sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyor.
Bilmeyenler Kelime-i Şehadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik misalidir."
Ona dinsiz iddiasında bulunanlar, her taarruzdan önce askerlerine bizzat kendisinin, "Allah bizimle beraberdir ve bizi görmekte. Haydi, hücum! Allah Allah!" emrini neyi izah ederler?
Ya da 1915 yılında yaptığı Mevlid Kandili hutbesini?
"İdrak şerefi ile övündüğümüz Mevlid-i Nebevi'yi, Hz. Risaletpenahın vatan ve millet hakkında mütebeyyin ve mübarek olmasını Cenab-ı Hak'tan (c.c.) tazarru eyler, yüce heyete tebrikler arz ederim."
Çanakkale Zaferleri, büyük bir manevi gücün eseridir. Bizim Ata'mızın ve askerlerimizin iman gücünün eseridir.
Zaferin yıldönümünde, zaferin mimarı Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını minnetle anıyoruz. Allah hepsine rahmet eylesin.
Bu konuda daha ayrıntılı bilgileri Hoş Geldin Atatürk adlı eserimizde bulabilirsiniz.
 (Prof. Dr. Haydar Baş'ın 18.03.2018 tarihli yazısı)
 
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.