HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 08 NİSAN 2026, ÇARŞAMBA

BİR NESLİ KAYBEDİYORUZ, ‎KİMSE FARKINDA DEĞİL..

07.04.2026 00:00
‎Çocuklarımızı Büyüttük, Sorumluluğumuzu Küçülttük
‎Bir toplumun geleceği, aynaya bakma cesaretiyle başlar.
‎Biz o aynaya uzun zamandır bakmıyoruz.
‎Çocuklarımızı çok seviyoruz. Ama galiba doğru sevmiyoruz.
‎Anaokulunda okullu oldu diye sevindik. İlkokulda en iyi öğretmeni aradık. Ortaokulda "artık büyüdü" deyip gevşedik. Liseye geldiğinde ise çocuğu değil, sadece sınav tarihlerini takip eder olduk. Onu değil, puanını konuştuk.
‎Karnelerin sağ tarafındaki notlarla ilgilendik; sol tarafındaki "davranış", "sorumluluk", "iletişim" kısmını hiç okumadık. Yüzlük notları ezberledik ama çocuğumuzun en yakın arkadaşının kim olduğunu bilmedik.
‎Toplantılara gitmedik. Ama en ufak bir olumsuzlukta okulu basmayı, öğretmeni suçlamayı, tehdit etmeyi marifet sandık.
‎Ergenliği dokunulmazlık zırhına çevirdik.
‎"Gençtir yapar" dedik.
‎Hataları tedavi etmedik, üstünü örttük.
‎Disiplini kuramadık, özgürlük diye başıboşluğu pazarladık.
‎Evde ders çalışmasını sağlayamadık ama okuldan mükemmel eğitim bekledik. Çocuğu yarış atı gibi koşturduk; bir gün yorulacağını, çatlayacağını düşünmedik.
‎"Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduk.
‎"Doktor, hâkim, mühendis…" cevaplarını duymak istedik.
‎"İyi bir insan olacağım" seçeneğini ıskaladık.
‎Kitap oku dedik ama bir gün elimizde kitap görmediler.
‎Duygularını konuşmadık ama ilişkilerine müdahale ettik.
‎Kaliteli zaman geçirmedik ama uzun uzun nasihat ettik.
‎Kendi yapamadıklarımızı onların yapmasını istedik. Olmayınca kıyasladık. Kıyasladıkça kırdık. Kırdıkça uzaklaştırdık.
‎Yokluk görmediler çünkü biz yokluk gördük diye her şeyi önlerine serdik. "Hayır" demeyi beceremedik. Emekle kazanmanın değerini öğretmedik.
‎Altı aylıkken telefonla susturduk.
‎On sekiz yaşında elimizden düşürmeyince "bağımlı oldu" dedik.
‎Çalışmayı ödüle bağladık.
‎Hayallerini değil, kendi hayallerimizi dayattık.
‎Üretmesini değil, devlete kapağı atmasını öğütledik.
‎Eğitim, kültür, sanat, spor için yatırım yapmadık ama her alanda birinci olmasını istedik.
‎Belki de en büyük yanlışı burada yaptık:
‎Çocuk büyüttüğümüzü sandık ama aslında sorumluluğu küçülttük.
‎Unutmayalım; çocuklar nasihatle değil, örnekle büyür.
‎Ve iyi insan yetiştirmeden, iyi toplum olunmaz.
‎Bugün hâlâ geç değil.
‎Sınav puanlarını değil, karakterlerini konuşmaya başlayalım.
‎Başarıyı değil, değeri merkeze alalım.
‎Çocuklarımızı değil, önce kendimizi düzeltelim.
‎Çünkü mesele çocuk değil…
‎Mesele biziz.

‎EĞİTİME DAİR BİR ÖNERİ.

‎Çoğu insan hesabını bilmiyor.
‎Ama bunun sebebi aptallık değil.
‎Öğretilmemesi.
‎Yıllarca okullarda integral öğretiliyor,
‎ama para nedir, borç nedir, enflasyon nedir öğretilmiyor.
‎Sonra gençler hayata atılıyor.
‎Elinde kredi kartı, karşısında banka, üzerinde borç.
‎Ve hayatın gerçek matematiğiyle ilk kez o zaman tanışıyor.
‎Bu bir eksiklik değil.
‎Bu sistemin boşluğu.
‎Liselerin son iki yılına zorunlu "Finansal Yurttaşlık" dersi konulmalıdır.
‎Gençler şunları öğrenmelidir.
‎Para nedir?
‎Hayatın gerçek maliyeti
‎Görünen ve görünmeyen giderler
‎Tasarruf kültürü
‎Kredi kartı ve borç yönetimi
‎Kredi sistemi
‎Enflasyon ve satın alma gücü
‎Enflasyondan korunma yolları
‎Yatırım nedir?,yatırım araçları nelerdir?
‎Kendi işini kurmanın temelleri
‎Devlet destekleri ve teşvikler
‎Çünkü finans bilmeyen toplum,
‎borçla yaşayan toplumdur.
‎Borçla yaşayan toplum ise
‎her zaman yönetilir.

İZ BIRAKAN ÖĞRENCİLER (MURAT BİÇER)
‎Bir öğretmenin gözünden bakınca, bazı öğrenciler sadece derslerde değil, hayatın içinde de kendini belli eder. Murat Biçer de onlardan biri.
‎Sınıfta çok konuşan bir öğrenci değildi belki ama dikkatliydi, sakindi, sosyaldi, saygılıydı. Söylenenleri süzer, kendi içinde tartar, sonra hayatına uygular gibiydi. Şimdi gıda sektöründe esnaflık yaptığını duyduğumda hiç şaşırmadım. Çünkü o, daha o yaşlarda bile emeğin kıymetini bilen, insan ilişkilerinde ölçüyü kaçırmayan bir yapıya sahipti.
‎Esnaflık sadece alım-satım değildir; güven ister, sabır ister, insan tanımayı gerektirir. Murat'ın en büyük gücü de buydu zaten. Karşısındaki insanı dinleyen, anlayan ve ona göre davranan bir tarafı vardı. Bu özellikler sonradan kazanılmaz, karakterin içinde olur. O da bunu çok güzel taşıyor.
‎Bir öğretmen için en büyük gurur, öğrencisinin hayatta kendi yolunu bulduğunu görmektir. Murat Biçer, alın teriyle ayakta duran, dürüstlüğüyle kazanan bir esnaf olarak bunu başarmış.
‎Demek ki bazı dersler sadece kitaplarda değil, hayatın içinde yazılıyor. Ve bazı öğrenciler, o dersleri en doğru şekilde okuyup hayata geçiriyor.
 
Yılmaz AYDEYER / MİHRALI BEY / diğer yazıları
•BİR NESLİ KAYBEDİYORUZ, ‎KİMSE FARKINDA DEĞİL.. 07 00:00:00.04.2026
•ÜÇÜNCÜ GÖZ GAZETESİ HALKIN VİCDANIDIR. 01 00:00:00.04.2026
•Sokaktan Sınıfa: Küfrün Normalleştiği Ülke” 26 00:00:00.03.2026
•ATATÜRK Çanakkale’dir, Çanakkale de ATATÜRK'TÜR 17 00:00:00.03.2026
•ÇOCUKLARI VE GENÇLERİ KORUMADA 3.GÖZ GAZETESİNİN HASSASİYETİ. 11 00:00:00.03.2026
•ESKİ VE YENİ TÜRKİYE DE EĞİTİM ANLAYIŞI 04 00:00:00.03.2026
•PROJE ÇÖPLÜĞÜNE DÖNEN OKULLARIMIZ 25 00:00:00.02.2026
•ORHANGAZİDE BİR ZAMANLAR BİR OKULDAN TEKRARI YAPILAMAYAN ULUSLARARASI HALK OYUNLARI FESTİVALİ DÜZENLEME BAŞARISI. 18 00:00:00.02.2026
•TÜRKİYE VE ORHANGAZİDE ÖZEL OKUL GERÇEĞİ. 10 00:00:00.02.2026
•Orhangazi’de Eğitim Alarm Veriyor “14 Bin Öğrenci, 40 Kişilik Sınıflar, Düşen Başarı" 03 00:00:00.02.2026
•EĞİTİMDE MAKYAJ, SINAVDA ÇÖKÜŞ ‎(TAKTİRNAMELİ ÇÖKÜŞ) 28 00:00:00.01.2026
•ORHANGAZİ MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ HUKUKA AYKIRI Mİ YÖNETİLİYOR? 20 00:00:00.01.2026
•OKUMAYAN TOPLUM,. ‎ÇÖKEN EĞİTİM VE TÜRKİYE GERÇEĞİ 15 00:00:00.01.2026
•“YAZMALISIN HOCAM” "EğitimYöneticiliğinden köşe yazarlığına" 11 00:00:00.01.2026
•‎NEDEN ÜÇÜNCÜ GÖZ ? 02 00:00:00.01.2026
•Pahalı Kantin, Güvensiz Sokak, Orhangazi’de Öğrenci Gerçeği 24 00:00:00.12.2025
•MÜDÜR BEY!... 17 00:00:00.12.2025
•İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ GERÇEKTEN YÖNETİYOR MU, YOKSA SADECE MAKAMI MI DOLDURUYOR? 10 00:00:00.12.2025
•Öğretmenevi peşkeş iddialarına karşı susamazsınız! 27 00:00:00.11.2025
•MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ANLAMAK 10 00:00:00.11.2025
•Futbolun Mezar Taşında Orhangazi Yazıyor! 05 00:00:00.11.2025
•Bir ülkenin gerçek yüzü, sokaklarındaki düzenle, meydanlarındaki bayraklarla değil; en savunmasız insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür. Bugün bu ülkede, Aydın Söke Açık Cezaevi’nde, sessizce tükenen bir hayat var: Öztürk K. Öztürk K. %75 engelli. Talesemi majör hastası, aynı zamanda tip 1 diyabetli. Yani yaşamı boyunca düzenli kan nakline, insüline ve hijyenik ortama ihtiyaç duyan bir insan. Yürüyerek girdiği cezaevinde bugün artık yatalak hale gelmiş durumda. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor, yürüyemiyor, elleri titriyor, bilinci kimi zaman gidip geliyor. Ve o hâlâ orada, duvarların arkasında “infaz” adı altında yaşam mücadelesi veriyor. Cezalandırmak, bir toplumu düzen içinde tutmanın aracıdır, denir. Ama insan onurunu korumayan bir ceza, artık adaletin değil, intikamın alanına girer. Bugün Türkiye’de, “hasta mahpuslar” başlığı altında yüzlerce insan, fiilen ölüm cezasına mahkûm edilmiş durumda. Her rapor “cezaevinde kalamaz” dese de, her dilekçe “uygun değildir” gerekçesiyle geri dönüyor. Peki, neye uygun değildir? Bir insanın yaşamasına mı? Bir devletin vicdanına mı? Öztürk K.’nin kardeşi, “Yürüyerek girdi, şimdi nefes bile alamıyor. Kimse duymuyor” diyor. Oysa devlet, her yurttaşının yaşam hakkını korumakla yükümlüdür — suçlu ya da suçsuz fark etmeksizin. Çünkü yaşam hakkı, hiçbir mahkemenin elinden alamayacağı bir haktır. Cezaevleri, yalnızca demir parmaklıkların ardındaki suçluların değil, dışarıdaki toplumun da aynasıdır. O aynada ne görüyoruz? Gözünü kapatmış bir sistem mi, yoksa el uzatmaya cesaret eden bir toplum mu? Bir devletin adaleti, güçlüye değil, güçsüze gösterdiği şefkatle ölçülür. Öztürk K.’nin durumu bir istisna değil, bir gösterge. Bir ülkenin sağlık sistemi, hukuk düzeni ve vicdanı burada kesişiyor. Ve biz, üçü arasında sıkışmış bir insanın her geçen gün eriyişini izliyoruz. Bu bir siyaset meselesi değil. Bu, insanlık meselesi. Bir insanın yaşamasına yardım etmek, bir partinin, bir ideolojinin, bir grubun meselesi değildir. Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur. Yetkililere sesleniyorum: Adalet Bakanlığı’na, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne, İnsan Hakları Kurumları’na… Bu bir “dosya” değil, bir hayat. Ve o hayat, gün be gün elimizden kayıyor. Bir insanın ölüme terk edilmesi, hukukun değil, sessizliğin eseridir. Ve biz sustukça, adalet bir kelimeden ibaret kalır. Bir mahkûmun yatağında öylece çürüyüp gitmesi, hepimize dokunmalı. Çünkü bir gün, adaletin terazisi yeniden kurulacak. O gün geldiğinde, belki de en çok şunu sorgulayacağız: “Biz sustuğumuzda kim ölmüştü?” 29 00:00:00.10.2025
•Orhangazi’nin Sınavı. ‎Eğitim mi, Ezber mi? 22 00:00:00.10.2025
•DÜŞÜNÜR KOLEJİ GERÇEĞİ. . . 14 00:00:00.10.2025
•KİM BU OKUL MÜDÜRÜ? 08 00:00:00.10.2025
•Uyuşturucu ile çürütülen nesil. . 02 00:00:00.10.2025
•Çocuklar Tarikatlara Teslim Edilmez, Edilmemeli! 25 00:00:00.09.2025
•Orhangazi’de “Kırtasiye Parası” Oyunu 17 00:00:00.09.2025
•‎O günün öğrencileri açtı, üşüyordu 10 00:00:00.09.2025
•Orhangazi 2025-2026 Eğitim-Öğretimine Hazır mı(?) 03 00:00:00.09.2025
•DEFTER YERİNE SİLAH TUTAN ELLER.. . 29 00:00:00.08.2025
•OKULLARDA EK DERS YOLSUZLUKLARI 20 00:00:00.08.2025
•İmam Hatipler Neden Boş? 12 00:00:00.08.2025
•Muharrem Değirmen ve ÇPL 05 00:00:00.08.2025
•3.Göz Gazetesinin Orhangazi Eğitimine katkısı 29 00:00:00.07.2025
• “Fen Lisesi açtık” demekle olmuyor ‎ 24 00:00:00.07.2025
•ORHANGAZİ’DE LGS FİYASKOSU ve Orhangazi’de Eğitim Kıyımı 15 00:00:00.07.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.