HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 28 OCAK 2026, ÇARŞAMBA

Yazının Vicdanı, Siyasetin Sorumluluğu Nazan Öçalır Üzerine

28.01.2026 12:21
Yazının Vicdanı, Siyasetin Sorumluluğu Nazan Öçalır Üzerine
Yazının Vicdanı, Siyasetin Sorumluluğu Nazan Öçalır Üzerine
Edebiyat, bazen bir kelimeyle insanın içine yerleşir; bazen de bir renkle. Kırmızı, tam da bu yüzden edebiyatın en kadim ve en çetin renklerinden biridir. Aşkın coşkusu, acının kanaması, öfkenin harareti, isyanın cesareti aynı tonda buluşur. Gazeteci-yazar Nazan Öçalır, işte bu yoğunlukta bir rengi edebiyatın merkezine alarak okuru kolay bir metne değil, derin bir yüzleşmeye davet ediyor. "Bir Başka Kırmızı", adından başlayarak sıradan bir anlatı vaat etmediğini açıkça ilan eden, duygu ile düşünceyi yan yana yürütmeyi göze alan bir kitap.
Nazan Öçalır'ın gazetecilikten gelen birikimi, metnin her satırında hissediliyor. Bu birikim, kuru bir haber dili olarak değil; insanı, toplumu ve hafızayı okuma becerisi olarak metne sızıyor. Öçalır, yaşananları yalnızca anlatmıyor; yaşanmış olanın arkasındaki sessizliği, bastırılmış duyguları ve görmezden gelinen gerçekleri de görünür kılıyor. Bu nedenle "Bir Başka Kırmızı", yalnızca edebi bir metin değil, aynı zamanda bir tanıklık alanı olarak okunmayı hak ediyor. Türkiye'de köşe yazarlığı, çoğu zaman yüksek sesle konuşmakla, keskin sloganlar üretmekle ya da günü kurtaran tepkiler vermekle karıştırılıyor. Oysa gerçek köşe yazısı, zamana direnen bir muhasebedir; hem okurla hem de yazarın kendi vicdanıyla kurduğu uzun soluklu bir hesaplaşmadır. Gazeteci-yazar Nazan Öçalır'ı değerlendirirken de tam olarak buradan başlamak gerekiyor. Çünkü Öçalır'ı yalnızca bir kitapla, yalnızca bir siyasi görevle ya da yalnızca gazetecilik geçmişiyle anlatmak eksik kalır. Onu anlamlı kılan şey, bu üç alan arasında kurduğu bilinçli ve bedel ödemeye açık bağdır.
Nazan Öçalır, mesleğe mutfaktan girmiş bir gazeteci. Yani masa başında kurgulanan metinlerin değil, sahada karşılığı olan gerçeklerin içinden geliyor. Muhabirlik, haber takibi, insan hikâyeleri, kriz anları, bastırılmış sesler… Gazeteciliğin bütün sertliğini ve sabır isteyen tarafını yaşamış bir isimden söz ediyoruz. Bu tecrübe, onun yazı diline de karakterine de sinmiş durumda. Öçalır'ın kaleminde yapay bir duyarlılık yoktur; yaşanmışlık hissi vardır. Okur, yazılanın "okunmak için" değil, "söylenmesi gerektiği için" yazıldığını hisseder.
Bu gazetecilik birikimi, onu doğal olarak edebiyata taşımıştır. Ancak edebiyat, Öçalır için bir kaçış alanı değil; tam tersine daha derin bir yüzleşme zemini olmuştur. "Bir Başka Kırmızı", bu yüzleşmenin en somut örneğidir. Kitap, klasik anlamda bir olay örgüsünün peşinden koşmaz. Daha çok insanın iç dünyasına, hafızasına ve bastırdığı duygulara yönelir. Kırmızı burada romantik bir renk değildir; kan kadar gerçek, acı kadar yakıcı, hafıza kadar ağırdır. Öçalır, okuru konforlu bir hikâyeye değil, rahatsız edici bir iç yolculuğa davet eder.
Bir Başka Kırmızı'yı önemli kılan nokta, onun "kişisel" görünen anlatısının aslında son derece "toplumsal" olmasıdır. Çocukluk, kadınlık, yalnızlık, suskunluk ve kırılma hâlleri; bireysel gibi duran ama toplumun ortak yükü olan duygular üzerinden anlatılır. Bu da kitabı salt edebi bir metin olmaktan çıkarır; onu bir vicdan metnine dönüştürür. İşte tam bu noktada Nazan Öçalır'ın siyasal kimliğiyle edebi kimliği birbirine temas eder.
Nazan Öçalır, Kutlu Parti çatısı altında aktif siyaset yapan bir isim. Siyasi sorumluluk üstlenmiş olması, onun yazılarına ve kitaplarına ister istemez başka bir ağırlık kazandırıyor. Çünkü bu ülkede çok az yazar, söylediği sözün kamusal karşılığını da üstlenmeyi göze alır. Çoğu, eleştiriyi güvenli mesafeden yapmayı tercih eder. Nazan Öçalır ise eleştirdiği, sorguladığı ve dert edindiği alanlarda doğrudan sorumluluk almayı seçmiştir. Bu tercih, onu rahat bir yazar pozisyonundan çıkarır; riskli ama daha sahici bir yere taşır.
Kutlu Parti'de üstlendiği görev, özellikle aile ve sosyal politikalar ekseninde düşünüldüğünde, Öçalır'ın yazı dünyasıyla doğrudan ilişkilidir. Çünkü onun edebiyatında ve köşe yazılarında en çok karşılaştığımız tema "insan"dır. Soyut ideolojiler değil, somut hayatlar… Ev içindeki sessizlikler, görünmeyen emek, kadınların yükü, çocukların yalnızlığı, yaşlıların unutulmuşluğu… Bunlar edebiyatta anlatı, siyasette ise çözüm bekleyen başlıklardır. Öçalır'ın farkı, bu iki alanı birbirinden koparmamaya çalışmasında yatıyor.
Bir gazetecinin siyasete girmesi her zaman tartışmalıdır. "Tarafsızlık" kavramı hemen masaya gelir. Oysa bu tartışma çoğu zaman yüzeyseldir. Çünkü gazetecilikte asıl mesele tarafsızlık değil, hakikate sadakattir. Nazan Öçalır'ın çizgisi de buradadır. O, güce yaslanan bir dil kurmaz; insanı merkeze alan bir dil kurar. Siyasette de edebiyatta da bu dili korumaya çalışır. Bu kolay değildir. Çünkü siyaset, çoğu zaman dili sertleştirir; edebiyat ise yumuşatır. Öçalır, bu iki uç arasında denge kurma çabasındadır.
Kutlu Parti çatısı altında yürütülen çalışmalar, son dönemde yalnızca siyasi söylem üretmekle sınırlı kalmayan, sahaya dokunan ve toplumsal karşılığı olan bir çizgiye doğru evrilirken, bu dönüşümde iki isim özellikle öne çıkıyor: Yusuf Halaçoğlu ve gazeteci-yazar Nazan Öçalır. Halaçoğlu'nun tarihsel birikimi, devlet hafızası ve milli duruşu; Öçalır'ın gazetecilikten gelen saha tecrübesi, insan hikâyelerine hâkimiyeti ve güçlü iletişim diliyle birleştiğinde, Kutlu Parti'de alışılmışın dışında bir siyasi akıl ortaya çıkıyor. Bu birliktelik, teorik söylemlerle sınırlı kalmayan, toplumu dinleyen, anlamaya çalışan ve çözümü masa başında değil hayatın içinde arayan bir siyaset anlayışını besliyor.
Özellikle Nazan Öçalır'ın Kutlu Parti bünyesinde yürüttüğü çalışmalar, partinin sosyal politikalar ve kamuoyuyla kurduğu bağ açısından belirleyici bir rol üstleniyor. Öçalır, gazetecilik yıllarından taşıdığı "insanı yerinde görme ve yerinde dinleme" refleksini siyasal alana başarıyla aktarıyor. Kadın, aile, toplumsal sorunlar ve görünmeyen sosyal yaralar konusunda geliştirilen dil; kuru vaatlerden uzak, sahici ve ikna edici bir nitelik taşıyor. Yusuf Halaçoğlu'nun liderliğinde şekillenen bu çizgide, Nazan Öçalır'ın emeği yalnızca bir görev tanımıyla sınırlı değil; Kutlu Parti'nin vicdanını, toplumsal duyarlılığını ve halkla kurduğu samimi ilişkiyi güçlendiren temel unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Kutlu Parti'de yürütülen çalışmalar, kişisel kariyerlerin değil, ortak aklın ve sorumluluk bilincinin ürünü olarak dikkat çekiyor.
Köşe yazarlığı açısından bakıldığında, Nazan Öçalır'ın kalemi günübirlik polemiklere yaslanmaz. Onun yazıları daha çok "neden buradayız, nasıl bu noktaya geldik ve buradan nereye gidiyoruz" sorularını kurcalar. Bu da yazılarını hızlı tüketilen metinler olmaktan çıkarır. Okur, yazıyı okuduktan sonra rahatlamaz; aksine düşünmeye zorlanır. İyi köşe yazısı da tam olarak bunu yapmalıdır.
Bir Başka Kırmızı'daki içe dönük hesaplaşma, aslında Öçalır'ın siyaset anlayışına dair de ipuçları verir. Kendiyle hesaplaşamayanın toplumla sağlıklı bir ilişki kuramayacağını hatırlatır. Bugün siyasetin en büyük sorunlarından biri, özeleştiri yoksunluğudur. Herkes konuşur, kimse durup aynaya bakmaz. Öçalır'ın yazı dünyasında ise ayna önemli bir metafordur. Bu metafor, siyasette de karşılığını bulduğunda anlam kazanır.
Nazan Öçalır'ı; gazeteci, yazar ya da siyasetçi başlıklarından yalnızca biriyle sınırlamak mümkün değildir. O, gazetecilikte edindiği tecrübeyi edebiyatta derinleştiren, edebiyatta kurduğu vicdanı siyasette sorumluluğa dönüştürmeye çalışan bir isimdir. Bir Başka Kırmızı, bu yolculuğun edebi durağıdır. Kutlu Parti çatısı altındaki görevi ise bu yolculuğun kamusal alanıdır.
Son kertede mesele, kim ne yazmış ya da hangi cümleyi ne kadar etkileyici kurmuş meselesi değildir. Asıl mesele, kurulan cümlenin arkasında durulup durulmadığıdır. Bugün Türkiye'de en büyük güven kaybı, fikir yoksunluğundan değil; söylenen sözlerin hayatta, siyasette ve kamusal alanda karşılık bulmamasından kaynaklanıyor. Bu yüzden kalemini yalnızca eleştiri üretmek için değil, sorumluluk almak için kullanan isimler ayrışıyor. Nazan Öçalır, yazıyı bir vitrin değil bir yükümlülük olarak gören bu az sayıdaki isimden biridir. O, yazdığının arkasında durmayı, söylediğinin bedelini üstlenmeyi seçmiştir. Sözüyle yaşamı arasında mesafe bırakmamayı seçmesi, onu tartışılır kıldığı kadar inandırıcı da kılıyor.
Köşe yazarlığının gerçek değeri tam da burada ortaya çıkar. Bazı kalemler gündemi takip eder, bazıları gündem olur; ama çok azı yazdığıyla hayatın içine girmeyi göze alır. Nazan Öçalır'ın durduğu yer, tam olarak burasıdır. Yazdığını savunmakla yetinmeyip, yazdığının gerektirdiği sorumluluğu üstlenme iradesi gösteren bir çizgi… Bugün bu ülkede en çok ihtiyaç duyulan şey de budur: Sözü cesurca kuran kadar, o sözün bedelini taşıyabilecek bir ahlaki sağlamlık. Bu nedenle Öçalır'ın kalemi yalnızca okunmaz; tartılır, hatırlanır ve iz bırakır. Çünkü bazı yazılar biter, bazı duruşlar ise devam eder.
Muharrem DEĞİRMEN / 3. GÖZ HRA
28 OCAK 2026

 
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--
logo

   E-posta: bilgi(@)ucuncugozgazetesi.com
Tüm hakları Üçüncü Göz Gazetesi adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.