Kimse Duymadı, O Yazdı: Türkiye’nin Yerelden Gelen Erken Alarm Sistemi İrfan Aydın
12.01.2026 09:34
İrfan Aydın'ın yıllar öncesinden yaptığı uyarılar, klasik "gündem yorumculuğu"ndan çok, sahaya dayalı bir erken uyarı gazeteciliği hattı olarak okunmalı. Bu hat; yerel ölçekte başlayan ama çoğu zaman bölgesel ve ulusal sonuçlar üreten risk alanlarını işaret ediyor: organize suç şüpheleri, uyuşturucu ağları, yargı-mafya ilişkisi iddiaları, tarım ve gıda güvenliği, kamu kaynaklarının yönetimi, yerel yönetimlerde rant düzenekleri. Aydın'ın metinlerinde ortak bir omurga var: "Olay olduktan sonra konuşmak kolay; mesele, olurken işaret etmek ve kurumları harekete zorlamak." Bu omurga, doğal olarak hedef olmayı da beraberinde getiriyor; zira uyarı gazeteciliği, mevcut konfor alanlarını bozan bir kamusal müdahale biçimi. Bu yüzden Aydın'ın geçmişten bugüne uzanan çağrılarını değerlendirirken tek tek başlıkları sıralamak yetmez; yöntemine bakmak gerekir. Yöntem kabaca üç ayak üzerinde ilerliyor: sahadan bilgi toplama, kamuoyuna açık çağrı ile kurumsal refleksi tetikleme ve gelişmeler olduğunda "ben demiştim" kolaycılığına kaçmadan, dosyayı takip ederek hesap verebilirliği büyütme. Bu çizginin bedeli de var. 15 Temmuz 2019'da Orhangazi'de 3. Göz Gazetesi imtiyaz sahibi olarak silahlı saldırıya uğradığına dair haber, yerel gazeteciliğin ne kadar kırılgan bir zeminde yürüdüğünü gösteren somut bir eşik olarak kayda geçti. Aynı şekilde 2 Temmuz 2021'de gözaltı sürecine ilişkin yayınlanan haberler, Aydın'ın tartışmalı dosyalara girmesinin yalnızca "mesleki risk" değil, aynı zamanda "siyasi ve adli basınç" başlığı altında da okunabildiğini ortaya koyuyor. Suç ekonomisi ve "yerelde büyüyen" uyuşturucu riski: Örnekköy hattı Aydın'ın uyarılarında en sık tekrar eden temalardan biri, uyuşturucunun "asayiş olayı" olmaktan çıkıp bir milli güvenlik ve sosyolojik çöküş başlığına dönüşmesi. 2025 sonbaharında Orhangazi/Örnekköy özelinde yayımlanan içerikler; uyuşturucu imalatı, dağıtım ağları ve yerel siyasetin sessizliği üzerine açık bir baskı kurmayı amaçlıyor. Bu yayınlarda dikkat çeken nokta, "sadece yakalama haberi" üretmemesi; riskin sürekliliğini, mahalle ölçeğinde normalleşmeyi ve kurumlar arası koordinasyon eksikliğini hedef alması. "Bir ay önce uyardı, imalathane çökertildi" kurgusu, iddianın sahaya temas eden bir erken uyarı olarak sunulduğunu gösteriyor. Yine aynı çizgide "Orhangazi siyaseti uyuşturucu imalatına neden sessiz kalıyor" başlıklı içerik, sorunu doğrudan siyasal sorumluluk alanına taşıyor. Bu uyarıların bugüne ışık tutan tarafı şu: Uyuşturucu ile mücadelede geç kalınmış her gün, yalnızca daha fazla operasyon ihtiyacı doğurmuyor; aynı zamanda çocukların, ailelerin, okul çevrelerinin ve mahalle kültürünün aşınmasını hızlandırıyor. Aydın'ın çağrısı burada sertleşiyor: "Operasyon yapıldı" haberini başarı sayan yaklaşım, "operasyona mecbur bırakan zemini" görmezden geldiğinde, mücadele bitmiyor; döngüye giriyor. Bu çerçevede Aydın'ın metinleri, önleyici sosyal politika, yerel yönetimlerin sorumluluğu, kolluğun süreklilik arz eden alan hakimiyeti ve rehabilitasyon mekanizmaları gibi başlıklara kapı aralayan bir kamu dili kuruyor. FETÖ yapılanmasına ilk dikkat çeken isim İrfan Aydın'ın bugün artık herkesin konuşabildiği FETÖ yapılanmasına dair uyarıları, örgütün hâlâ "cemaat", "hizmet hareketi" gibi masumlaştırıcı sıfatlarla anıldığı yıllara uzanıyor. O dönemde yayımladığı köşe yazılarında ve özel haber dosyalarında, özellikle yargı, emniyet ve eğitim bürokrasisinde kümelenen kadrolaşmaya işaret ederek "bu yapı devlet içinde paralel bir hiyerarşi kuruyor" vurgusunu yapmıştı. Bu uyarılar, 15 Temmuz sonrasında herkesin kabul ettiği gerçekler haline gelirken, Aydın bu riskleri dile getirdiği dönemde yalnız bırakıldı, hedef gösterildi ve marjinalize edilmeye çalışıldı maddi, manevi ve ekonomik saldırılara uğradı. Bugünden geriye bakıldığında, Orhangazi ve Yalova hattında yayımlanan o erken uyarı yazıları, FETÖ'nün taşra yapılanmasının haritasını çıkaran ilk yerel belgeler arasında yer alıyor. Yalova merkezli DEAŞ yapılanmasına ilk alarmı veren isim Türkiye'nin görece sakin kentlerinden biri olarak bilinen Yalova'da, DEAŞ bağlantılı yapılanmalara dair ilk sistematik uyarılar yine Aydın'dan geldi. O yıllarda Yalova'nın "arka bahçe" gibi kullanılan bazı mahalleleri, kayıt dışı evler, şüpheli dernekler ve radikal unsurlar üzerine yaptığı yayınlar, konunun sadece güvenlik birimlerinin değil, yerel yönetimlerin ve kamuoyunun da sorumluluğu olduğunu ortaya koyuyordu. Bugün ulusal basına yansıyan bazı operasyonlar ve yakalamalar, Aydın'ın yıllar önce "burası ileride Türkiye'nin başını ağrıtacak" diyerek işaret ettiği bölgelerde gerçekleşti. Bu başlık, onun gazeteciliğinin temel karakterini gösteriyor: sorun büyümeden, kan dökülmeden, ülke gündemine oturmadan önce alarm vermek. "Yargıda çete" uyarısı: İddianın büyüklüğü kadar yöntemin önemi Aydın'ın yıllara yayılan en iddialı dosya başlıklarından biri "yargıda çete/yargıda rant" iddiaları. Bu, yalnızca bir haber konusu değil; kamu düzeni açısından en yüksek tansiyonlu alanlardan biri. 2025 Ağustos'unda yayımlanan içeriklerde, Aydın'ın bu iddiaları uzun süredir gündemde tuttuğu ve meselenin siyaset üst düzeyinde de yankı bulduğu vurgulanıyor. Burada "ışık tutan" kısım, iddia doğruysa ortaya çıkacak tablo kadar, iddia yanlışsa dahi yapılması gereken şey: şeffaf soruşturma, açık denetim ve bağımsız inceleme. Aydın'ın çağrısı, tam bu noktada bir test işlevi görüyor; kurumların refleksini, denetim mekanizmalarının çalışıp çalışmadığını, kamu vicdanının hangi hızla yatıştırılmaya çalışıldığını ölçüyor. Yargı alanında "çeteleşme" iddiası, gazetecilik açısından mayınlı bir zemindir; bu yüzden Aydın'ın bu başlıktaki ısrarı aynı zamanda bir risk yönetimi tartışmasıdır: Gazeteci, iddia ile delil arasındaki çizgiyi nasıl korur, kamuyu nasıl bilgilendirir, hedef göstermeden nasıl denetim talep eder? Aydın'ın çizgisi, genellikle "isimden çok yapı" vurgusuna yaslanıyor: ilişki ağları, menfaat düzenekleri, dosyaların akışında görülen tuhaflıklar, mağdur sayısındaki artış, benzer şikayetlerin kümelenmesi. Adalet sistemindeki yapısal sorunları ilk dile getiren yerel kalem Aydın'ın yazılarında "adalet" başlığı, soyut bir kavram olarak değil; dosyaların kaybolması, soruşturmaların sürüncemede bırakılması, benzer dosyalarda farklı kararlar çıkması, mağdurların yıllarca süründürülmesi gibi somut pratikler üzerinden ele alındı. Özellikle Orhangazi, Gemlik ve Yalova hattındaki adliyelerle ilgili yaptığı yayınlarda, "hukuk devleti kağıt üzerinde kalırsa, sokakta adalet aranmaya başlar" tespitiyle sistematik bir risk tanımı yaptı. Bugün ülke genelinde tartışılan yargıya güven krizinin, yerelde çok daha önce hissedildiğini ve bu hissiyatın ilk sözcülerinden birinin Aydın olduğunu söylemek abartı değildir. "Senet çetesi" ve finansal tuzaklar: Mağdur üretim ekonomisi Aydın'ın uyarı evreninde bir başka güçlü damar, borç-senet mekanizmaları üzerinden işletilen ve organize suç şüphesi taşıyan yapılar. 2023 tarihli bir içerikte "Yalova'daki senet çetesi korunuyor mu" sorusu, bir yıl önce yapılan yayınlara atıfla yeniden gündeme taşınıyor. Bu tür dosyalarda "ışık tutan" nokta, mağduriyetin tekil olmaktan çıkıp seri üretim haline gelmesi; yani bir kişinin dolandırılması değil, bir modelin kurulması. Aydın'ın çağrısı, tam da bu modele yöneliyor: mağdurların korku nedeniyle konuşamaması, yerel dedikodu ile resmi şikayet arasındaki uçurum, "dokunulmaz" hissi veren ara aktörler, adli süreçlerdeki gecikme. Bu başlık, Orhangazi-Bursa-Yalova hattında sosyal dokuyu da etkiliyor: küçük esnafın borç döngüsü, ailelerin birikimlerinin el değiştirmesi, intihar ve şiddet riskleri, göç ve işsizlik baskısıyla birleşince "mağdur üretim ekonomisi" derinleşiyor. Aydın'ın yıllardır tekrarladığı temel çağrı burada netleşiyor: Bu mekanizmalar, operasyonla değil; mali denetim, adli koordinasyon, tanık koruma, hızlı yargılama ve finansal okuryazarlıkla birlikte çözülebilir. Tarım ve gıda güvenliği: "Domuz ticareti" uyarısının bugüne açtığı pencere Aydın'ın kamuoyunda yankı bulan uyarılarından biri de tarım-hayvancılıktaki gerilemenin gıda zincirinde yarattığı kırılmalar ve bunun "kayıt dışı et" gibi riskli alanları büyütmesi. 3. Göz/Üçüncü Göz hattında bu konuda 2025 Kasım tarihli bir metnin dolaşıma girdiği görülüyor. 2026 Ocak başında yayımlanan bir başka içerik ise "aylar öncesinden yapılan uyarının gerçek olduğu" vurgusuyla bu çizgiyi güncelliyor. Bu başlığı "somut" yapan unsur, sadece yorum değil; Türkiye ana akım medyasında yer alan ve Aydın'da 2015 yılında cami önünde çok sayıda kişiye domuz eti ikram edildiği iddiasını içeren haber gibi örneklerin varlığı. Burada mesele tek bir olayın sansasyonu değil; gıda denetimi, et tedarik zinciri, kaçak kesim, kayıt dışı ticaret ve tüketici sağlığı. Aydın'ın çağrısı bu yüzden yalnızca "ahlaki tepki" üretmiyor; Tarım ve Orman denetimleri, belediye zabıta kapasitesi, mezbaha/ruhsat rejimi, izlenebilirlik, cezai yaptırımın caydırıcılığı gibi yönetim başlıklarına dayanıyor. Bu uyarıların bugüne ışık tutan tarafı, ekonomik daralma dönemlerinde kayıt dışı alanların büyüme eğilimini önden görmesi. Yerel yönetim, rant ve "dosya gazeteciliği": Mescioğlu hattı ve Orhangazi örneği Aydın'ın yerel yönetim eleştirilerinde tipik bir yaklaşım var: bir projeyi tek başına hedef almak yerine, proje üzerinden "ihale-ruhsat-imar-kamu zararı" zincirini tartıştırmak. Orhangazi'de "Mescioğlu dosyası" başlığında "rant ve rüşvet ağı" iddiasıyla yapılan uyarılara dair paylaşımlar, bu dosya gazeteciliğinin yerel rant düzeneklerine odaklandığını gösteriyor. Yine aynı dönemde "Orhangazi sistemli olarak nasıl soyuluyor" gibi seri başlıklar, tekil olay değil, süreklilik arz eden bir yönetim tarzı eleştirisi kuruyor. Bu tür uyarılar, bugün şuna ışık tutuyor: Yerel yönetimlerde en büyük risk, "kötü niyetli" birkaç kişi değil; kurumsal kapasite eksikliği ve denetimsizlikle normalleşen küçük sapmaların, zamanla büyük kamu zararlarına dönüşmesi. Aydın'ın dili, bu nedenle sert ama işlevsel bir yere oturuyor: İsim tartışmasını büyütmekten çok, mekanizmayı ifşa etmeye çalışıyor. Bedel ve direnç: Uyarı yapanın hedef olması Aydın'ın çağrılarının siyasal ve kriminal alanlara temas etmesi, doğal olarak "bedel" başlığını gündeme getiriyor. 2019'daki silahlı saldırı haberi, uyarı gazeteciliğinin Türkiye'de hangi risklerle karşılaştığını somutlaştırıyor. 2021'deki gözaltı süreci haberi de benzer biçimde, gazetecinin yalnızca sahadaki aktörlerle değil, zaman zaman kurumlarla da gerilimli bir ilişkiye sürüklenebildiğini ortaya koyuyor. Bu iki eşik, Aydın'ın metinlerinin "nostaljik bir hatırlatma" değil, bugün hâlâ canlı bir mücadele başlığı olduğunu gösteriyor. Aydın'ın uyarılarından bugüne kalan ana ders İrfan Aydın'ın yıllar öncesinden yaptığı uyarılar ve bugün hâlâ geçerliliğini koruyan çağrıları, bir noktada birleşiyor: yerel sorunlar, doğru okunmadığında ulusal güvenlik ve sosyal çöküş başlıklarına evrilebiliyor. Uyuşturucu, sadece kolluk operasyonu; yargı iddiaları, sadece siyasi polemik; senet-mağduriyet düzenekleri, sadece adli vaka; gıda güvenliği, sadece "ayıp" veya "skandal" değil. Bunların her biri, bir yönetim kapasitesi ve denetim meselesi. İrfan Aydın'ın yıllar öncesinden yaptığı uyarılar, bugün tek tek gerçekleşmiş olaylar üzerinden okunmamalı. Bu uyarılar, Türkiye'nin yerelden başlayarak nasıl bir çürüme hattına sürüklendiğini gösteren bir erken teşhis raporu gibidir. FETÖ'den DEAŞ'a, adliyelerden sanal kumara, tefecilikten yerel rant düzeneklerine kadar uzanan bu geniş yelpaze, onun gazeteciliğini bir meslek icrası olmaktan çıkarıp kamusal bir sorumluluk alanına dönüştürüyor. Bugün hâlâ konuşulan her başlık, yıllar önce atılmış ama ciddiye alınmamış bir manşetin, bir köşe yazısının, bir çağrının gecikmiş yankısıdır. Aydın'ın ısrarla yaptığı şey, kamuoyuna "hazır hüküm" dağıtmak değil; kurumları test eden sorular sormak: Kim denetliyor, hangi mekanizma çalışmadı, neden geç kalındı, kim sorumluluk alacak, mağdur nasıl korunacak? Bugün bu çağrıları değerli kılan da bu: gündem değişse bile soru seti değişmiyor. Eğer Orhangazi'den Yalova'ya, Bursa'dan ülke geneline uzanan hat üzerinde suç ekonomisi büyüyor, kayıt dışı alan genişliyor, gençler uyuşturucuya sürükleniyor, mağduriyet seri hale geliyor ve denetim mekanizmaları geç çalışıyorsa; Aydın'ın yıllar önce attığı işaret fişekleri "geçmişin polemiği" değil, bugünün yönetim karnesi olarak karşımızda duruyor. Muharrem Değirmen ÖZEL HABER – 3. GÖZ HRA
Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.